* KURBAN *
Muayyen bir vakitte, muayyen bir hayvanı ibâdet maksadıyla usûlüne uygun olarak kesme.Sözlükte yaklaşmak anlamına gelen Kurban, Allaha yaklaşmayı Allah yolunda malların feda edilebileceğini, Allaha teslimiyeti ve şükrü ifade eder hicretin ikinci yılında meşru kılınmıştır.Kurban kesmenin meşrûiyeti Kitap, Sünnet ve icmâ-ı ümmet ile sabittir.Allah Teâlânın Kurân-ı Kerîmde;
* Rabbin için namaz kıl ve Kurban kes * ,
Hz. Peygamberinde :
* İmkânı olup da Kurban kesmeyen bizim namazgâhımıza yaklaşmasın *
şeklindeki ifadeleri konunun önemini ortaya koymaktadır.Bu ve benzeri nasslardan hareket eden Hanefi fukahâsı Kurban kesmenin vâcip olduğu görüşündedirler.Kurban Allaha yaklaşmak maksadıyla ve yalnız Onun rızasını kazanmak için kesilir. Allahtan başkası adına hayvan kesmek haramdır ve bu yola tevessül edenleri Hz. Peygamber :
* Allahtan başkası nâmına hayvan kesene Allah lânet etsin *
şeklindeki ifâdeleriyle uyarmıştır.
* Kurban kesmenin vacip olmasının şartları:
Kurban kesecek kimsenin:
* Müslüman, hür ve yolculuk halinde bulunmayıp mukîm olması, nisab miktarı mala sahip olması gerekir *
Akıllı ve bülûğa ermiş olma şartı konusunda ihtilâf vardır.İmam Azam ve İmam Ebû Yûsufa göre Kurban kesmekle mükellef olmak için akıllı ve bülûğa ermiş olmak şartı yoktur.Zengin olan çocuk veya delinin malından velîsi Kurban keser.İmam Muhammede göre ise akıl ve bülûğa ermek şarttır.Fetva bu görüşe göredir.Kâfire Kurban kesme vacib olmamakla birlikte eyyâm-ı nahr Kurban kesme günleride müslüman olana veya bülûğa ermiş olana Kurban vacibtir ve Kurban kesmesi gerekir.Seferî olanlar Kurban kesmekten muaftır. Bundan dolayı seferîliği gerektirecek yoldan gelen hacılara Kurban vücûbiyeti yoktur.Ancak mukîm olan Mekkeliler için bu vücûbiyet düşmez.Eyyâm-ı nahrda yolculuğa çıkan kişi, vakit çıkmadan mukîm olursa Kurbanla mükelleftir.Eyyâm-ı nahrın ilk günlerinde mukîm olduğu halde Kurban kesmeyen ve son gün sefere çıkan kişiden vücûbiyet düşer Kurban kesmede nisab, sadaka-i fitırla mükellef olmaktır.Bu durumdaki müslümana Kurban kesmek vaciptir.Nisabı eksilten borç, eyyâm-ı nahrda Kurbanlığın kaybolması Kurbanın vücûbiyetini düşürmez.Kişi vaktin başlangıcında fakir, sonunda zenginleşirse Kurban kesmesi gerekir.Kurban kesmekle mükellef olan aldığı Kurbanlığı kaybeder ve mal varlığı nisabın altına düşerse eyyâm-ı nahrda fakir olduğundan yeni bir Kurban almaya gerek yoktur.Zengin olduğu halde yerine yenisini alıp keser ve diğerini de bulursa bunu kesmesi gerekmez
Kaynak :
* Kâsânı, V, 62-64
* Kevser, 108/2
* İbn Mâce, Edâhı, 2
* Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 321
* Serahsî, el-Mebsût, Kahire 1324-31, XII, 8
* Kâsânî, Bedâyîus-Sanâyi, Kahire, 1327-28/1910
* el-Fetâval Hindiyye, Bulak 1310, V, 291
* Müslim, Edâhî, 43-45; Nesâî, Dahâyâ, 34
* Ahmed b. Hanbel, a.g.e., I, 108, 118, 152, 217, 309, 317
* Serahsî, a.g.e., XII, 8; Kâsânî, a.g.e., V, 63
* el-Fetâval-Hindiyye, V, 292
vakit etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
vakit etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
20 Aralık 2007 Perşembe
1 Aralık 2007 Cumartesi
Dostlariniz Ve Sevdİklerİnİz
Ne zaman hayatında bazı şeyler taşınamaz hale gelirse, ne zaman 24 saat kısa gelmeye başlarsa, O zaman mayonez kavanozu ve 2 fincan kahveyi hatırlayınız!
Bir gün bir profesör, masasının üzerinde birkaç kutu olduğu halde felsefe dersindedir. Ders başladığında, hiçbir şey söylemeden, önüne büyükçe bir mayonez kavanozunu alır ve içerisini tenis topları ile doldurur. Ve öğrencilere kavanozun dolup dolmadığını sorar, Öğrenciler ittifakla kavanozun dolduğunu ifade ederler,
Bu sefer profesör önündeki kutulardan bir tanesinden aldığı çakıl taşlarını, çalkalayarak kavanoza döker, böylece çakıl taşları kayarak, tenis toplarının aralarındaki boşlukları doldurur. Ve öğrencilere tekrar kavanozun dolup dolmadığını sorar, Onlar da "evet" doldu derler.
Tekrar profesör masanın üzerindeki diğer kutuyu eline alır ve içindeki kumu yavaşça kavanoza döker. Tabii ki kumlar da çakıl taşlarının aralarındaki boşlukları doldurur. Ve tekrar öğrencilere kavanozun dolup dolmadığını sorar, Öğrenciler de koro halinde “evet” derler. Bu sefer profesör masanın altında hazır bekleyen 2 fincan kahveyi alır ve kavanoza boşaltır, kahve de kumların arasında kalan boşlukları doldurur.
Öğrenciler gülerler!
Profesör öğrencilerin gülüşünü destekleyerek “eveet” diyerek; ben “Bu kavanozun sizin hayatınızı simgelediğini ifade etmeye çalıştım” der. Şöyle ki; Bu tenis topları hayatınızdaki önemli şeylerdir; dininiz, ibadetleriniz, aileniz, çocuklarınız, sıhhatiniz, arkadaşlarınız ve sizin için önemli olan şeylerdir.
Şayet diğer şeyleri kaybetseniz de, bu önemli şeyler kalır ve hayatınızı doldurur. O çakıl taşları ise daha az önemli olan diğer şeylerdir; işiniz, eviniz, arabanız vs. Kum ise diğer ufak tefek şeylerdir.“Şayet kavanoza önce kum doldurursanız...” diye, anlatmaya devam eder, “çakıl taşlarına ve özellikle de tenis toplarına (yeterli) yer kalmaz. Aynı şey hayatımız için de geçerlidir.
Vaktinizi ve enerjinizi ufak tefek şeylere harcar, israf ederseniz, önemli şeyler için vakit kalmayacaktır. Dikkatinizi mutluluğunuz için önem arz eden şeylere çevirin. Çocuklarınızla oynayın. Sıhhatinize dikkat edin. Eşinizle yemeğe çıkın. Evinizin ihtiyaçlarını karşılayın.
Öncelikle tenis toplarını kavanoza yerleştirin.
Öncelikleri, sıralamayı iyi bilin.
Gerisi hep kumdur.
Bu ara bir öğrenci parmağını kaldırır ve sorar; “Pekiyii, o iki fincan kahve nedir?”
Profesör gülerek: “Bu soruyu sorduğuna sevindim. Hayatınız ne kadar dolu olursa olsun, her zaman dostlarınız ve sevdiklerinizle bir fincan kahve içecek kadar vakit ayırın!
Bir gün bir profesör, masasının üzerinde birkaç kutu olduğu halde felsefe dersindedir. Ders başladığında, hiçbir şey söylemeden, önüne büyükçe bir mayonez kavanozunu alır ve içerisini tenis topları ile doldurur. Ve öğrencilere kavanozun dolup dolmadığını sorar, Öğrenciler ittifakla kavanozun dolduğunu ifade ederler,
Bu sefer profesör önündeki kutulardan bir tanesinden aldığı çakıl taşlarını, çalkalayarak kavanoza döker, böylece çakıl taşları kayarak, tenis toplarının aralarındaki boşlukları doldurur. Ve öğrencilere tekrar kavanozun dolup dolmadığını sorar, Onlar da "evet" doldu derler.
Tekrar profesör masanın üzerindeki diğer kutuyu eline alır ve içindeki kumu yavaşça kavanoza döker. Tabii ki kumlar da çakıl taşlarının aralarındaki boşlukları doldurur. Ve tekrar öğrencilere kavanozun dolup dolmadığını sorar, Öğrenciler de koro halinde “evet” derler. Bu sefer profesör masanın altında hazır bekleyen 2 fincan kahveyi alır ve kavanoza boşaltır, kahve de kumların arasında kalan boşlukları doldurur.
Öğrenciler gülerler!
Profesör öğrencilerin gülüşünü destekleyerek “eveet” diyerek; ben “Bu kavanozun sizin hayatınızı simgelediğini ifade etmeye çalıştım” der. Şöyle ki; Bu tenis topları hayatınızdaki önemli şeylerdir; dininiz, ibadetleriniz, aileniz, çocuklarınız, sıhhatiniz, arkadaşlarınız ve sizin için önemli olan şeylerdir.
Şayet diğer şeyleri kaybetseniz de, bu önemli şeyler kalır ve hayatınızı doldurur. O çakıl taşları ise daha az önemli olan diğer şeylerdir; işiniz, eviniz, arabanız vs. Kum ise diğer ufak tefek şeylerdir.“Şayet kavanoza önce kum doldurursanız...” diye, anlatmaya devam eder, “çakıl taşlarına ve özellikle de tenis toplarına (yeterli) yer kalmaz. Aynı şey hayatımız için de geçerlidir.
Vaktinizi ve enerjinizi ufak tefek şeylere harcar, israf ederseniz, önemli şeyler için vakit kalmayacaktır. Dikkatinizi mutluluğunuz için önem arz eden şeylere çevirin. Çocuklarınızla oynayın. Sıhhatinize dikkat edin. Eşinizle yemeğe çıkın. Evinizin ihtiyaçlarını karşılayın.
Öncelikle tenis toplarını kavanoza yerleştirin.
Öncelikleri, sıralamayı iyi bilin.
Gerisi hep kumdur.
Bu ara bir öğrenci parmağını kaldırır ve sorar; “Pekiyii, o iki fincan kahve nedir?”
Profesör gülerek: “Bu soruyu sorduğuna sevindim. Hayatınız ne kadar dolu olursa olsun, her zaman dostlarınız ve sevdiklerinizle bir fincan kahve içecek kadar vakit ayırın!
Etiketler:
ayırın,
çıkın,
Dostlariniz,
profesör,
Sevdikleriniz,
vakit,
ve
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
