delikanlı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
delikanlı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Aralık 2007 Pazar

Ayrılık da sevdaya dahil (buketforum)

Onu deli divane sevmiş, aşkına inanmıştınız ama terk edildiniz... Yakıcı bir özlem, yıkıcı bir acı, karşı konulmaz bir görme arzusu, bastırılamayan öfke, sevgi... Peki, doğru yolda mısınız?
Uzmanlar şöyle diyor: "Sevmenin insana yakışır taraflarından birisi de; yitirdikten sonra bunun yasını tutabilmek, hatta doya doya ağlayabilmektir." Aşkı yaşamak ne kadar güzel olursa olsun, onu kaybetmek de mümkün, terk edilmek de... Şöyle bir etrafınıza baktığınızda, gözü yaşlı birçok kadın ve gözyaşlarını içine akıtan birçok erkek göreceksiniz. Hepsi de aradıkları aşkı bulup, ona tutunmuşlar ama 'elde var sıfır' ile yüzleşmişler.

Terk edilen kişinin yaşadıkları

Ayrılıktan sonra geçirilen psikolojik evreler bir yakınımızın kaybından sonra yaşanan durumlara benzetilebilir. Terk edilen kişi, az çok aynı "kayıp duygusu" ve aynı "yas" sürecini yaşar. Kişi önceleri olanlara inanamaz ve bir şaşkınlık hali içindedir. Sonraları bu duygu öfkeye dönüşür ve kendiyle pazarlık devresi başlar. Terk eden kişinin adını duymaya bile tahammül edemez. O kişinin beğenmediği yanlarını abartır, büyütür. O kişiye karşı yaşadığı eski kırgınlıkları hatırlar. "Acaba şöyle davransam ayrılmaz mıydık?" gibi sorularla zihni sürekli meşguldür. O kişiyle tekrar bir araya gelme olasılığının olmadığını anladıkça acısı derinleşir, hissedilen yalnızlık ve çaresizlik duyguları artar.

İlişkilerin bitme nedeni

Ayrılıktan sonra yaşanan bu dönem aslında her iki taraf için de zorlu bir süreçtir. Uzun süreli ilişkiler tarafların ileriye yönelik olarak birbirlerine ruhsal yatırımlar yaptıkları, belki de evlilik planlarının yapıldığı ilişkilerdir. Ayrıca, uzun süreli ilişkilerde günlük hayatın bütün alışkanlıkları paylaşılır, iki aşık aynı zamanda iyi iki dost ve birer yol arkadaşı olmuştur. Böyle bir ilişkinin kaybı, hem sevgilinin hem de yegane yol arkadaşının kaybıdır ve kişide onarılması zor bir yara bırakır. Bu türden ayrılıklarda "kayıp duygusu" daha derin şekilde yaşanır. Kişi kendini, bu dünyada hiç olmadığı kadar yalnız hisseder. Unutmamalı ki; hiçbir ilişki sevgi tamamen tükendiği için bitmez. Sevgi devam ettiği halde terk edilmek, ayrılık acısını daha da artırır.

Ayrılık acısını dindirmek için

Nasıl iyi bir ilişkiden söz ediyorsak, iyi bir ayrılıktan da söz etmek mümkündür. İlişkiye ait hesaplaşmaların yapıldığı, ayrılık nedeninin her iki tarafça da açıkça konuşulabildiği durumlarda, iyi bir ayrılığın da adımları atılmış demektir. Bu dönemde yukarıda sözünü ettiğimiz evreler, herkeste birebir aynı sırayla olmasa bile, yaşanmaya başlar. Bu dönemlerde, ayrılık acısını artırmamak gerekir. Bu nedenle, ayrılınan kişiyle karşılaşma, ona ulaşma, iletişim kurma gayreti aslında bu yarayı tekrar kanatmanın dışında bir işe yaramaz. Ayrılık sonrası dönemde alkolden, uyuşturucu veya uyarıcı gibi keyif vericiler kullanmaktan veya uzman bir hekime danışmadan kendi kendine çeşitli ilaçlar kullanmaktan kaçınmak gerekir. Bunların yerine, yakın dostlarla dertleşmek, iş veya hobilere daha fazla zaman ayırmak, günlük hayata geri dönmeyi kolaylaştırır.

Arkadaş kalmak mümkün mü?

Genelde birçok ilişkinin bitişinde, neredeyse bir klişe olarak, arkadaş kalma isteği dile getirilir. Bu isteği, yaşanacak "kayıp" duygusunu ve dolayısıyla karşılaşılacak ayrılık acısını azaltmaya yönelik olumlu bir temenni olarak yorumlamak gerekir. Ancak, daha önce de belirttiğim gibi, taze bir ayrılıktan sonra o kişiyle sık sık görüşmeye devam etmek ve ona karşı arkadaş gibi davranmaya çalışmak, taze ayrılık yarasını tekrar kanatmaktan başka bir işe yaramaz. Bu davranış bazen kişilerin daha da öfkelenmesine ve karşısındakine karşı kırıcı olmasına yol açar. Ruhsal dünyamızda o kişinin "sevgili" hayali tamamen soluklaşmadan, bunun yerine arkadaş hayalini oluşturmamız mümkün değildir. Ayrılık ve sonrasındaki evreler tamamlandıktan sonra, elbette kişiler hâlâ istiyorlarsa, arkadaş olmaya çalışabilirler.

Yeni bir ilişki

Ayrılık acısını yeni bir ilişkinin azaltacağını sanmak aslında bir yanılgıdır. Yani "aşk"ta çivi çiviyi sökemez. Genellikle yalnız kalmaktan korkan kişilerin başka biriyle avunma isteğiyle veya karşısındaki ve çevresindekilere terk edenden daha iyisini bulabileceğini göstermek gibi bahanelerle hemen yeni bir ilişkiye başlanır. Ancak bir sevgilinin yasını tutmadan, yerine bir başka sevgiliyi koyabilmek, aşkın doğasına aykırıdır. Eğer böyle bir yerine koyma mümkün olabiliyorsa, zaten önceki aşkın gerçekliğinden de şüphe edilebilir. Birisini sevmenin insana yakışır taraflarından biri de; yitirdikten sonra bunun yasını tutabilmek, hatta doya doya ağlayabilmektir. Ayrılıklar hakkını vererek yaşanmalıdır ki, bir sonraki ilişki daha iyi yaşansın. Ayrılıktan gerekli ders ve olgunluğu çıkaramadan kurulacak yeni bir ilişki, arkada bırakılan ilişkinin tüm zaaflarını da üzerinde taşımak zorunda kalacaktır.

1 Aralık 2007 Cumartesi

ölüme 1 saat kala

Acil servisteydim. Mesleğe yeni başlamanın heyecan ve zevkini yaşıyor, 'doktor bey' hitabına alışmaya çalışıyordum. Her büyük hastahanenin acil servisinde olduğu gibi, burada da nöbet hareketli geçiyordu. Tecrübeli uzman hekimlerin yanında, bana pek sorumluluk düşmüyordu. Ben sadece olup bitenleri dikkatlice izleyerek tecrübe kazanmaya çalışıyordum.



Saat gecenin bir buçuğuydu. İki bayan, kollarından tuttukları, 16-17 yaşlarında, esmer, topluca bir delikanlıyı hastahaneye getiriyordu. Delikanlının babası olduğu anlaşılan bir bey arkalarından soluk soluğa geliyor, bir yandan da şöyle sesleniyordu:



-Kurtarın yavrumu, kurtarın çocuğumu!


Nöbetçi doktor, gecenin yorgunluğuyla gömüldüğü koltuğundan doğruldu. Bu arada hemşireler yeni gelenleri karşılıyordu. Ben doktorun yanında ayakta bekliyordum. Adam konuşmaya devam ediyordu:


-Doktor bey, oğlum intihar niyetiyle ilâç içmiş. Annesi fark edince, hemen getirdik.


-Aldığı ilâçlar yanınızda mı?
Adam, ceketinin ceplerinden hap kutularını çıkarıp doktora gösterdi.


-Şu haptan on beş-yirmi tane, şundan on kadar, şundan da üç-beş tane içmiş.


-Ne zaman içtiğini biliyor musunuz?


-İki saat kadar olmuş.


Doktor hap kutularını uzun uzun inceledikten sonra, bir delikanlıya, bir de kutulara baktı. Ardından kafasını sağa sola sallayıp yüzünü buruşturarak:


-Hımm! Yazık, çok yazık!


Aile endişe ve merak içinde, doktorun bir şeyler söylemesini bekliyor, ama doktordan ses çıkmıyordu. Bense, gencin midesini yıkayacağımızı düşünüyordum. Kısa süren bir sessizlik, babanın sorusuyla bozuldu:


-Ne yapacağız doktor bey?


Doktorun yüzü gerginleşti. Bakışlarını ümitsizce kaldırdı. Dudaklarını ısırdı. Başını çaresizce sağa sola salladı. Elleriyle de çaresizlik işareti yaptı. Ağzından dökülen son sözler, hasta ve yakınları için kurşun gibiydi.


-Üzgünüm! Yapılacak bir şey yok. Hem bu ilâçlar... Üstelik de geç kalmışsınız.


Ben göz ucuyla aileye baktım. Hepsinin gözleri fal taşı gibi açılmış, beti benzi atmıştı. Delikanlının yüzü korkuyla gerilmişti. Annesi ve kız kardeşinin desteğiyle ayakta zor duran delikanlı, birden doğrulup pür dikkat doktora baktı. Doktorun ifadelerindeki kesinliği ve yüzündeki ciddiyeti görünce sarsıldı. Dizlerinin bağı çözülmüşçesine kendini yere bıraktı. Aile fertlerinin ayakta duracak mecalleri kalmamış olacak ki, her biri bir kenara çöktü. Baba ve anne, bir şeyler mırıldanıyorlardı. Uzun süren bir suskunluk ve şaşkınlıktan sonra:


-Ne olacak doktor bey? Hiçbir şey yapamaz mısınız?


-Artık çok geç. Bu durumda maalesef bir şey yapamayız. Yapsak da yararı olmaz. Herhalde bir saate kadar hastayı kaybederiz. Gene de hastayı müşahede altına alalım.


Ben de en az aile kadar şaşırmıştım. Delikanlının yüzüne bakıyordum. Ölüm endişesi ve ümitsizlik, iliklerine kadar işlemiş gibiydi. Kendimce neler hissettiğini düşündüm. Ölüme bu kadar yaklaşmak, gerçekten zor bir durum olmalıydı. Hem, insan bir saat sonra öleceğini bilse neler düşünür, neler hisseder, neler yapardı? Aslında her birimizin, ölüme bir saat yaklaşacağı an gelmeyecek miydi? Hayatın karmaşa ve med-cezirleri arasında, ölüm gerçeğini nasıl da atlıyor veya kendimize uzak görüyorduk. Şimdi bu delikanlı, geçmişini, arkadaşlarını, ailesini düşünüyor olmalıydı. Veya ölümden sonraki hayatı; yani bir saat sonrasını... Belki de arkasından neler düşünüleceğini, konuşulacağını... Halbuki ne kadar çok plânı vardı. Şimdi ise, o plânları düşünmek bir yana, son saatini nasıl geçireceğine dair doğru düşünme melekesini bile kaybetmiş gibiydi.


Diğer taraftan, hayat devam ediyordu. İçeride yatmakta olan bir hastanın yakınları doktora bir şeyler sorarken, sedye ile bir hasta daha getiriliyordu. O ara başka bir doktor kapıdan içeri giriyordu. Biliyorum, sohbet için geliyor. Az ötede, hemşirelerin küçük teybinden, bir arabesk parça yükseliyor: Batsın bu dünya! 'Hayatla ölümün iç içeliği galiba bu.' diyorum kendi kendime.
Baba toparlandı. Yalvaran bir eda ile sorusunu tekrarladı:


-Hiçbir şey yapamaz mısınız doktor bey? Hiç mi ümit yok?


İçeri yeni giren doktor, kaş-göz işaretiyle ne olduğunu sordu. Doktor ayağa kalkıp kesin bir ifade ile cevap verdi:


-İntihar girişimi doktor bey. Geç kalmışlar maalesef. Durum da ciddi. Yapılacak bir şey kalmamış. Sonra raporunu tanzim ederiz.


Söylenenleri dikkatle dinleyen delikanlıyı ölüm gerçeği ile yüzleşmek ürkütmüştü. Pişmanlık duygusu içerisinde ve titrek bir sesle doktora; 'Kurtulmak için ne yapmak gerekiyorsa yapmaya hazırım. Ne olur doktor! Beni kurtarın, ölmek istemiyorum!" dedi. Doktor oralı bile olmadı. Ölüme bu kadar yakın bir kimseyi daha önce hiç görmemiştim. Üstelik çok da gençti. Hayalen morga gidip, gencin otopsisini düşünüyorum. Demek, karşımda duran bu diri beden birazdan ölecek, otopsi için açılacak ve biz bir rapor tanzim edip bırakacağız! Hayat ve ölüm... Yaşamak ve ölmek... Genç olmak, yaşlı olmak, hayatı anlamak, ölümü benimsemek... Hayatı ölüme bir girizgah olarak değerlendirebilmek... Ölüme her an hazır olmak... Veya kendini hazır hissetmek... Kısacası ölümü kuşanmak... Hayata ve ölüme anlam kazandırmak... Bir sürü düşünce beynime doluşuyor.


Doktor oradan uzaklaştı. Ben de peşinden gittim. Biraz acemilik kokan bir tavırla sordum:


-Doktor bey! Serumla bol mayi verip, bir yandan da idrar söktürücülerle kanını temizleyemez miydik?


Doktor dönüp, gözlerimin içine baktı:


-Kardeşim görüyorsun, burada ayakta zor duran yaşlılar bile biraz daha hayatta kalmak için mücadele ederken, bu delikanlı daha on yedi yaşında ve intihara kalkışıyor. Ölmek istiyorsa, neden ona mâni olalım? Biraz isteği ile baş başa kalsın bakalım. Ölüm ne imiş, hayat ne imiş düşünsün! Yaşamanın değerini, ailesine ne kadar acı çektirdiğini fark etsin! Dahası Allah'ı hatırlasın; kul olmayı... Ölümü ve sonrasını da tabii ki...


Arkasından, beni bir kez daha şaşırtan bir kahkaha atıp şöyle dedi:


-Yoksa, sende mi inandın öleceğine?


-Ne yani, delikanlı ölmeyecek mi?


Gülerek, ilaç kutularını gösterdi. Elindekiler, vitamin hapı, öksürük kesici ve balgam sökücülerdi.



dr.nazim inetepe nin bir anısı