Anne-babalar ilacı rahat içirmek için çocuğunun burnunu sıkıyor ya da kafasını geriye itiyor. Bu tür davranışlar ilacın çocuğun akciğerlerine kaçmasına sebep olabiliyor. İlaç içirmek için en etkili yöntemse, çocuğu sevdiği şeylerle ödüllendirmek. Uzmanlar, hatalı kullanılan ilaçların çocuklarda çok ciddi problemlere sebep olduğuna dikkat çekerek, çocukluk döneminde vitamin ve mineral desteği için yoğun şekilde ilaç kullanıldığını ancak bu konuda hassas olunması gerektiğini belirtiyor.
Eksik doz ilaç vermeyin
Uzmanlar, çocuklara yönelik ilaç kullanımında en çok görülen yanlışların fazla ya da eksik doz verilmesi, doz süresinin iyi ayarlanamaması, ilaçların başka ilaç ve maddelerle bilinçsiz şekilde karıştırılması olduğunu vurguluyor. Eş-dost tavsiyesiyle doktora danışmadan çocuklara kesinlikle ilaç verilmemesi gerektiğini belirten uzmanlar, ilacın önerildiği dozda ve zaman dilimlerinde, sıvı ilaçların mutlaka kutudan çıkan kaşık, enjektör gibi orijinal doz aletleriyle verilmesini tavsiye ediyor. Uzmanlar, doktor tarafından önerilmeden yetişkin aspirinlerinin çocuklara verilmemesini önemle belirtiyor.
İlacı 'şeker' diye vermeyin
Bazı ailelerin ilacı çocuğuna ‘şeker’ diye verdiğini, sonrasında çocuğun aynı ilacı şeker zannederek yutabileceği hatırlatan uzmanlar, çocuğa rahat ilaç içirebilmek için en etkili yolun oyuncakla ya da sevdiği bir yiyecekle ödüllendirmek olduğunu ifade ediyor.
Çocuklara ilaç içrirken dikkat edilmesi gerekenler
- Doktora danışmadan ilaç kullanmayın.
- İlaçları tarif edildiği şekilde ve tarif edilen zaman dilimlerinde verin.
- İlaçları banyo gibi nemli ortamlarda saklamayın.
- Sıvı ilaçlarda kutudan çıkan orijinal doz aletlerini kullanın.
- Çocuklara küçük dozda bile olsa erişkin ilaçlarını vermeyin.
- Damlalık ya da kaşıkları bulaşık makinesine koymayın. Ilık suyla elde yıkayın.
- Çocuğunuz ilacı kusarak veya tükürerek atarsa dozu hemen tekrarlamayın.
- İlacı içirebilmek için çocuğun burnunu tıkama, kafasını geriye yatırma gibi manevralara başvurmayın.
- Çocuğunuz iyileşmiş gibi görünse bile önerilen kullanım süresine uyun.
- Çocuklara doktor tavsiyesi olmadan yetişkin aspirini vermeyin.
- İlaçları mutlaka çocukların ulaşamayacağı yerde saklayın
ilaç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ilaç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
4 Aralık 2007 Salı
3 Aralık 2007 Pazartesi
Çocuklara bu ilaçları vermeyin(buketforum)
Soğuk algınlığı ve öksürük ilaçlarının çocuklarda işe yaramadığı ortaya çıktı
ABD Gıda ve İlaç İdaresi'nin (FDA) danışmanları, soğuk algınlığı ve öksürük ilaçlarının 6 yaşın altındaki çocuklarda işe yaramadığını ve kullanılmaması gerektiğini bildirdi.
FDA'nın kendi bünyesi dışındaki uzmanlardan oluşan danışma komisyonunun üyelerinden Pennsylvania Üniversitesi öğretim üyesi Sean Henry, "şu anda elimizdeki verilere göre, bu ilaçlar işe yaramıyor görünüyor" dedi.
Uzmanların 6 yaşın altındaki çocuklarda etkili olmadığı için kullanılmamasını istediği ilaçlar dekonjestanlar, balgam sökücüler (ekspektoranlar), antihistaminikler ve öksürük kesenlerden (anti-tussiflerden) birini ya da birden fazlasını içeren ilaçlar.
Bu ilaçların büyük kısmı reçetesiz olarak eczanelerde satılıyor.
Komisyonun aldığı başka bir kararla bu etken maddeleri içeren ilaçlarla ilgili daha fazla inceleme yapılması da istendi.
İlaç şirketlerinin 2 yaş altındakilere reçetesiz satılan bu tür ilaçların satışını durdurmak için harekete geçtiği belirtildi.
Uzmanlar bu tür ilaçların daha büyük çocuklarda işe yaradığını gösteren veriler de olmadığını belirtiyorlar, ancak bu ilaçların kullanımına karşı bir tavsiyede bulunmaktan kaçınıyorlar.
İlaç sanayi yetkilileri ise çocuklarda soğuk algınlığı ve öksürük tedavisi için yılda 3,8 milyar kez kullanılan bu ilaçlarının işe yaradığını ve güvenli olduğunu savunuyor.
ABD Gıda ve İlaç İdaresi'nin (FDA) danışmanları, soğuk algınlığı ve öksürük ilaçlarının 6 yaşın altındaki çocuklarda işe yaramadığını ve kullanılmaması gerektiğini bildirdi.
FDA'nın kendi bünyesi dışındaki uzmanlardan oluşan danışma komisyonunun üyelerinden Pennsylvania Üniversitesi öğretim üyesi Sean Henry, "şu anda elimizdeki verilere göre, bu ilaçlar işe yaramıyor görünüyor" dedi.
Uzmanların 6 yaşın altındaki çocuklarda etkili olmadığı için kullanılmamasını istediği ilaçlar dekonjestanlar, balgam sökücüler (ekspektoranlar), antihistaminikler ve öksürük kesenlerden (anti-tussiflerden) birini ya da birden fazlasını içeren ilaçlar.
Bu ilaçların büyük kısmı reçetesiz olarak eczanelerde satılıyor.
Komisyonun aldığı başka bir kararla bu etken maddeleri içeren ilaçlarla ilgili daha fazla inceleme yapılması da istendi.
İlaç şirketlerinin 2 yaş altındakilere reçetesiz satılan bu tür ilaçların satışını durdurmak için harekete geçtiği belirtildi.
Uzmanlar bu tür ilaçların daha büyük çocuklarda işe yaradığını gösteren veriler de olmadığını belirtiyorlar, ancak bu ilaçların kullanımına karşı bir tavsiyede bulunmaktan kaçınıyorlar.
İlaç sanayi yetkilileri ise çocuklarda soğuk algınlığı ve öksürük tedavisi için yılda 3,8 milyar kez kullanılan bu ilaçlarının işe yaradığını ve güvenli olduğunu savunuyor.
1 Aralık 2007 Cumartesi
ölüme 1 saat kala
Acil servisteydim. Mesleğe yeni başlamanın heyecan ve zevkini yaşıyor, 'doktor bey' hitabına alışmaya çalışıyordum. Her büyük hastahanenin acil servisinde olduğu gibi, burada da nöbet hareketli geçiyordu. Tecrübeli uzman hekimlerin yanında, bana pek sorumluluk düşmüyordu. Ben sadece olup bitenleri dikkatlice izleyerek tecrübe kazanmaya çalışıyordum.
Saat gecenin bir buçuğuydu. İki bayan, kollarından tuttukları, 16-17 yaşlarında, esmer, topluca bir delikanlıyı hastahaneye getiriyordu. Delikanlının babası olduğu anlaşılan bir bey arkalarından soluk soluğa geliyor, bir yandan da şöyle sesleniyordu:
-Kurtarın yavrumu, kurtarın çocuğumu!
Nöbetçi doktor, gecenin yorgunluğuyla gömüldüğü koltuğundan doğruldu. Bu arada hemşireler yeni gelenleri karşılıyordu. Ben doktorun yanında ayakta bekliyordum. Adam konuşmaya devam ediyordu:
-Doktor bey, oğlum intihar niyetiyle ilâç içmiş. Annesi fark edince, hemen getirdik.
-Aldığı ilâçlar yanınızda mı?
Adam, ceketinin ceplerinden hap kutularını çıkarıp doktora gösterdi.
-Şu haptan on beş-yirmi tane, şundan on kadar, şundan da üç-beş tane içmiş.
-Ne zaman içtiğini biliyor musunuz?
-İki saat kadar olmuş.
Doktor hap kutularını uzun uzun inceledikten sonra, bir delikanlıya, bir de kutulara baktı. Ardından kafasını sağa sola sallayıp yüzünü buruşturarak:
-Hımm! Yazık, çok yazık!
Aile endişe ve merak içinde, doktorun bir şeyler söylemesini bekliyor, ama doktordan ses çıkmıyordu. Bense, gencin midesini yıkayacağımızı düşünüyordum. Kısa süren bir sessizlik, babanın sorusuyla bozuldu:
-Ne yapacağız doktor bey?
Doktorun yüzü gerginleşti. Bakışlarını ümitsizce kaldırdı. Dudaklarını ısırdı. Başını çaresizce sağa sola salladı. Elleriyle de çaresizlik işareti yaptı. Ağzından dökülen son sözler, hasta ve yakınları için kurşun gibiydi.
-Üzgünüm! Yapılacak bir şey yok. Hem bu ilâçlar... Üstelik de geç kalmışsınız.
Ben göz ucuyla aileye baktım. Hepsinin gözleri fal taşı gibi açılmış, beti benzi atmıştı. Delikanlının yüzü korkuyla gerilmişti. Annesi ve kız kardeşinin desteğiyle ayakta zor duran delikanlı, birden doğrulup pür dikkat doktora baktı. Doktorun ifadelerindeki kesinliği ve yüzündeki ciddiyeti görünce sarsıldı. Dizlerinin bağı çözülmüşçesine kendini yere bıraktı. Aile fertlerinin ayakta duracak mecalleri kalmamış olacak ki, her biri bir kenara çöktü. Baba ve anne, bir şeyler mırıldanıyorlardı. Uzun süren bir suskunluk ve şaşkınlıktan sonra:
-Ne olacak doktor bey? Hiçbir şey yapamaz mısınız?
-Artık çok geç. Bu durumda maalesef bir şey yapamayız. Yapsak da yararı olmaz. Herhalde bir saate kadar hastayı kaybederiz. Gene de hastayı müşahede altına alalım.
Ben de en az aile kadar şaşırmıştım. Delikanlının yüzüne bakıyordum. Ölüm endişesi ve ümitsizlik, iliklerine kadar işlemiş gibiydi. Kendimce neler hissettiğini düşündüm. Ölüme bu kadar yaklaşmak, gerçekten zor bir durum olmalıydı. Hem, insan bir saat sonra öleceğini bilse neler düşünür, neler hisseder, neler yapardı? Aslında her birimizin, ölüme bir saat yaklaşacağı an gelmeyecek miydi? Hayatın karmaşa ve med-cezirleri arasında, ölüm gerçeğini nasıl da atlıyor veya kendimize uzak görüyorduk. Şimdi bu delikanlı, geçmişini, arkadaşlarını, ailesini düşünüyor olmalıydı. Veya ölümden sonraki hayatı; yani bir saat sonrasını... Belki de arkasından neler düşünüleceğini, konuşulacağını... Halbuki ne kadar çok plânı vardı. Şimdi ise, o plânları düşünmek bir yana, son saatini nasıl geçireceğine dair doğru düşünme melekesini bile kaybetmiş gibiydi.
Diğer taraftan, hayat devam ediyordu. İçeride yatmakta olan bir hastanın yakınları doktora bir şeyler sorarken, sedye ile bir hasta daha getiriliyordu. O ara başka bir doktor kapıdan içeri giriyordu. Biliyorum, sohbet için geliyor. Az ötede, hemşirelerin küçük teybinden, bir arabesk parça yükseliyor: Batsın bu dünya! 'Hayatla ölümün iç içeliği galiba bu.' diyorum kendi kendime.
Baba toparlandı. Yalvaran bir eda ile sorusunu tekrarladı:
-Hiçbir şey yapamaz mısınız doktor bey? Hiç mi ümit yok?
İçeri yeni giren doktor, kaş-göz işaretiyle ne olduğunu sordu. Doktor ayağa kalkıp kesin bir ifade ile cevap verdi:
-İntihar girişimi doktor bey. Geç kalmışlar maalesef. Durum da ciddi. Yapılacak bir şey kalmamış. Sonra raporunu tanzim ederiz.
Söylenenleri dikkatle dinleyen delikanlıyı ölüm gerçeği ile yüzleşmek ürkütmüştü. Pişmanlık duygusu içerisinde ve titrek bir sesle doktora; 'Kurtulmak için ne yapmak gerekiyorsa yapmaya hazırım. Ne olur doktor! Beni kurtarın, ölmek istemiyorum!" dedi. Doktor oralı bile olmadı. Ölüme bu kadar yakın bir kimseyi daha önce hiç görmemiştim. Üstelik çok da gençti. Hayalen morga gidip, gencin otopsisini düşünüyorum. Demek, karşımda duran bu diri beden birazdan ölecek, otopsi için açılacak ve biz bir rapor tanzim edip bırakacağız! Hayat ve ölüm... Yaşamak ve ölmek... Genç olmak, yaşlı olmak, hayatı anlamak, ölümü benimsemek... Hayatı ölüme bir girizgah olarak değerlendirebilmek... Ölüme her an hazır olmak... Veya kendini hazır hissetmek... Kısacası ölümü kuşanmak... Hayata ve ölüme anlam kazandırmak... Bir sürü düşünce beynime doluşuyor.
Doktor oradan uzaklaştı. Ben de peşinden gittim. Biraz acemilik kokan bir tavırla sordum:
-Doktor bey! Serumla bol mayi verip, bir yandan da idrar söktürücülerle kanını temizleyemez miydik?
Doktor dönüp, gözlerimin içine baktı:
-Kardeşim görüyorsun, burada ayakta zor duran yaşlılar bile biraz daha hayatta kalmak için mücadele ederken, bu delikanlı daha on yedi yaşında ve intihara kalkışıyor. Ölmek istiyorsa, neden ona mâni olalım? Biraz isteği ile baş başa kalsın bakalım. Ölüm ne imiş, hayat ne imiş düşünsün! Yaşamanın değerini, ailesine ne kadar acı çektirdiğini fark etsin! Dahası Allah'ı hatırlasın; kul olmayı... Ölümü ve sonrasını da tabii ki...
Arkasından, beni bir kez daha şaşırtan bir kahkaha atıp şöyle dedi:
-Yoksa, sende mi inandın öleceğine?
-Ne yani, delikanlı ölmeyecek mi?
Gülerek, ilaç kutularını gösterdi. Elindekiler, vitamin hapı, öksürük kesici ve balgam sökücülerdi.
dr.nazim inetepe nin bir anısı
Saat gecenin bir buçuğuydu. İki bayan, kollarından tuttukları, 16-17 yaşlarında, esmer, topluca bir delikanlıyı hastahaneye getiriyordu. Delikanlının babası olduğu anlaşılan bir bey arkalarından soluk soluğa geliyor, bir yandan da şöyle sesleniyordu:
-Kurtarın yavrumu, kurtarın çocuğumu!
Nöbetçi doktor, gecenin yorgunluğuyla gömüldüğü koltuğundan doğruldu. Bu arada hemşireler yeni gelenleri karşılıyordu. Ben doktorun yanında ayakta bekliyordum. Adam konuşmaya devam ediyordu:
-Doktor bey, oğlum intihar niyetiyle ilâç içmiş. Annesi fark edince, hemen getirdik.
-Aldığı ilâçlar yanınızda mı?
Adam, ceketinin ceplerinden hap kutularını çıkarıp doktora gösterdi.
-Şu haptan on beş-yirmi tane, şundan on kadar, şundan da üç-beş tane içmiş.
-Ne zaman içtiğini biliyor musunuz?
-İki saat kadar olmuş.
Doktor hap kutularını uzun uzun inceledikten sonra, bir delikanlıya, bir de kutulara baktı. Ardından kafasını sağa sola sallayıp yüzünü buruşturarak:
-Hımm! Yazık, çok yazık!
Aile endişe ve merak içinde, doktorun bir şeyler söylemesini bekliyor, ama doktordan ses çıkmıyordu. Bense, gencin midesini yıkayacağımızı düşünüyordum. Kısa süren bir sessizlik, babanın sorusuyla bozuldu:
-Ne yapacağız doktor bey?
Doktorun yüzü gerginleşti. Bakışlarını ümitsizce kaldırdı. Dudaklarını ısırdı. Başını çaresizce sağa sola salladı. Elleriyle de çaresizlik işareti yaptı. Ağzından dökülen son sözler, hasta ve yakınları için kurşun gibiydi.
-Üzgünüm! Yapılacak bir şey yok. Hem bu ilâçlar... Üstelik de geç kalmışsınız.
Ben göz ucuyla aileye baktım. Hepsinin gözleri fal taşı gibi açılmış, beti benzi atmıştı. Delikanlının yüzü korkuyla gerilmişti. Annesi ve kız kardeşinin desteğiyle ayakta zor duran delikanlı, birden doğrulup pür dikkat doktora baktı. Doktorun ifadelerindeki kesinliği ve yüzündeki ciddiyeti görünce sarsıldı. Dizlerinin bağı çözülmüşçesine kendini yere bıraktı. Aile fertlerinin ayakta duracak mecalleri kalmamış olacak ki, her biri bir kenara çöktü. Baba ve anne, bir şeyler mırıldanıyorlardı. Uzun süren bir suskunluk ve şaşkınlıktan sonra:
-Ne olacak doktor bey? Hiçbir şey yapamaz mısınız?
-Artık çok geç. Bu durumda maalesef bir şey yapamayız. Yapsak da yararı olmaz. Herhalde bir saate kadar hastayı kaybederiz. Gene de hastayı müşahede altına alalım.
Ben de en az aile kadar şaşırmıştım. Delikanlının yüzüne bakıyordum. Ölüm endişesi ve ümitsizlik, iliklerine kadar işlemiş gibiydi. Kendimce neler hissettiğini düşündüm. Ölüme bu kadar yaklaşmak, gerçekten zor bir durum olmalıydı. Hem, insan bir saat sonra öleceğini bilse neler düşünür, neler hisseder, neler yapardı? Aslında her birimizin, ölüme bir saat yaklaşacağı an gelmeyecek miydi? Hayatın karmaşa ve med-cezirleri arasında, ölüm gerçeğini nasıl da atlıyor veya kendimize uzak görüyorduk. Şimdi bu delikanlı, geçmişini, arkadaşlarını, ailesini düşünüyor olmalıydı. Veya ölümden sonraki hayatı; yani bir saat sonrasını... Belki de arkasından neler düşünüleceğini, konuşulacağını... Halbuki ne kadar çok plânı vardı. Şimdi ise, o plânları düşünmek bir yana, son saatini nasıl geçireceğine dair doğru düşünme melekesini bile kaybetmiş gibiydi.
Diğer taraftan, hayat devam ediyordu. İçeride yatmakta olan bir hastanın yakınları doktora bir şeyler sorarken, sedye ile bir hasta daha getiriliyordu. O ara başka bir doktor kapıdan içeri giriyordu. Biliyorum, sohbet için geliyor. Az ötede, hemşirelerin küçük teybinden, bir arabesk parça yükseliyor: Batsın bu dünya! 'Hayatla ölümün iç içeliği galiba bu.' diyorum kendi kendime.
Baba toparlandı. Yalvaran bir eda ile sorusunu tekrarladı:
-Hiçbir şey yapamaz mısınız doktor bey? Hiç mi ümit yok?
İçeri yeni giren doktor, kaş-göz işaretiyle ne olduğunu sordu. Doktor ayağa kalkıp kesin bir ifade ile cevap verdi:
-İntihar girişimi doktor bey. Geç kalmışlar maalesef. Durum da ciddi. Yapılacak bir şey kalmamış. Sonra raporunu tanzim ederiz.
Söylenenleri dikkatle dinleyen delikanlıyı ölüm gerçeği ile yüzleşmek ürkütmüştü. Pişmanlık duygusu içerisinde ve titrek bir sesle doktora; 'Kurtulmak için ne yapmak gerekiyorsa yapmaya hazırım. Ne olur doktor! Beni kurtarın, ölmek istemiyorum!" dedi. Doktor oralı bile olmadı. Ölüme bu kadar yakın bir kimseyi daha önce hiç görmemiştim. Üstelik çok da gençti. Hayalen morga gidip, gencin otopsisini düşünüyorum. Demek, karşımda duran bu diri beden birazdan ölecek, otopsi için açılacak ve biz bir rapor tanzim edip bırakacağız! Hayat ve ölüm... Yaşamak ve ölmek... Genç olmak, yaşlı olmak, hayatı anlamak, ölümü benimsemek... Hayatı ölüme bir girizgah olarak değerlendirebilmek... Ölüme her an hazır olmak... Veya kendini hazır hissetmek... Kısacası ölümü kuşanmak... Hayata ve ölüme anlam kazandırmak... Bir sürü düşünce beynime doluşuyor.
Doktor oradan uzaklaştı. Ben de peşinden gittim. Biraz acemilik kokan bir tavırla sordum:
-Doktor bey! Serumla bol mayi verip, bir yandan da idrar söktürücülerle kanını temizleyemez miydik?
Doktor dönüp, gözlerimin içine baktı:
-Kardeşim görüyorsun, burada ayakta zor duran yaşlılar bile biraz daha hayatta kalmak için mücadele ederken, bu delikanlı daha on yedi yaşında ve intihara kalkışıyor. Ölmek istiyorsa, neden ona mâni olalım? Biraz isteği ile baş başa kalsın bakalım. Ölüm ne imiş, hayat ne imiş düşünsün! Yaşamanın değerini, ailesine ne kadar acı çektirdiğini fark etsin! Dahası Allah'ı hatırlasın; kul olmayı... Ölümü ve sonrasını da tabii ki...
Arkasından, beni bir kez daha şaşırtan bir kahkaha atıp şöyle dedi:
-Yoksa, sende mi inandın öleceğine?
-Ne yani, delikanlı ölmeyecek mi?
Gülerek, ilaç kutularını gösterdi. Elindekiler, vitamin hapı, öksürük kesici ve balgam sökücülerdi.
dr.nazim inetepe nin bir anısı
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
