da etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
da etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Aralık 2007 Perşembe

Uzaya çıkamasak da izleriz

Türk bilimi uzaya gidemese de gelişmiş teleskoplarla açığı kapatmaya çalışıyor.
Türk bilimadamları uzayı artık 'robotik teleskopla' gözleyecek. TÜBİTAK Ulusal Gözlemevi (TUG), 2008 ortasında hizmete girecek robotik özelliklere sahip, bir metre ayna çaplı T100 adlı yeni teleskopa kavuşuyor.

ABD'de yaptırılan T100 teleskopunun 6.85 metre çapında ve 2.5 ton ağırlığındaki kubbesi, üretici firmanın yüksek bedel istemesi üzerine TUG teknik ekibi tarafından Antalya Saklıkent'in 2 bin 500 metrelik Bakırlıtepe zirvesine kuruldu.

Bakırlıtepe'deki mevcut teleskop, Rusya ile imzalanan bir protokol çerçevesinde Türk ve Rus araştırmacılar tarafından zaman paylaşımlı kullanılıyor.

Yeni teleskop, tamamen Türk araştırmacıların hizmetinde olacak. Robotik özellikleri sayesinde gerektiğinde uzaktan kullanılabilecek. Teleskopun maliyeti 1 milyon dolar ancak bina, kubbe ve donanımlarıyla rakam 1.5 milyon dolara çıktı.

4 Aralık 2007 Salı

Bu çocuklara da ne oldu, hiç evden çıkmıyorlar

Bu çocuklara da ne oldu, hiç evden çıkmıyorlar

Adını bile bilmediğimiz “Hikikomori” hastalığı bizim çocuklarımızı da etkiliyor. Eve kapanma olarak bilinen hastalık daha çok okul hayatında sıkılan, ailede sıcak ve samimi ilişkiler bulamayan, kendini kontrol edemeyen gençleri etkiliyor.
SJapon çocuklarını etkisi altına alan Hikikomori, sosyal yaşamdan elini ayağını çekmek olarak tanımlanan ruhsal bir hastalık. Hastalık kontrol altına alınmazsa ilerleyen sürede çocuklar ya kendilerine ya da etraftakilere ölümlere yol açan zararlar verebiliyor. Basit bir inziva gibi başlayıp; müzik dinlemek, bilgisayar başında zaman geçirmek, internette oyun oynamak, uyumak, okul veya dışarı çıkmaktan kaçınma gibi davranışlarla devam ediyor. Aynı zamanda kimseyle görüşmek istemediği gibi yemek yemeği ve temizlenmeyi de ihmal ediyor.

Aile önce ‘ders çalışıyor veya bir şeye üzüldü, müzik dinliyor, kardeşi ve babası ile anlaşamıyor bu yüzden odasında’ gibi bahaneler düşünüyor.

Çoğumuzun ilk defa duyduğu ve pek bilgi sahibi olmadığı bu hastalık, bizim toplumumuzu da etkisi altına almaya çoktan başladı. Ancak ailelerimiz bu konuda çok bilinçsiz. Çocuklar aşırıya kaçınca paçaları tutuşmuş bir vaziyette telefonunu, bilgisayarını, internetini elinden alacağını söylüyor; fakat nafile, genç aileyi kendine zarar vermekle, evden kaçmakla tehdit ediyor. Anne-baba geçeceğini düşünerek alttan almak zorunda kalıyor. Çünkü çocuk oda dışına çıkarılması, bilgisayardan uzaklaşması söz konusu olunca aşırı saldırgan ve öfkeli, mutsuz, çökkün oluyor. Sürekli aileyi taciz ediyor veya kendine etrafı tehdit edici davranışlar sergiliyor. Olay süreğenleştikçe de tedavi etmek daha da zorlaşıyor. Aile çocuğu kızdırmamak, üzmemek adına sabırla bekliyor; fakat genç gitgide elini ayağını gerçek hayattan, okuldan, alışverişten en önemlisi de insan insana ilişkilerden çekiyor.

Okul hayatında sıkılan, rekabetten hoşlanmayan, aile ile sıcak ve samimi ilişkilerin olmadığı, sıkıntıya tahammülsüz, yalnız büyümüş, her dediği yapılmış, erken yaşta teknolojiyi aşırı kullanıp, kendini kontrol etmeyi öğrenmemiş, insan ilişkilerinde kendine güvensiz gençler bu konuda riskli çocukları oluşturuyor.

Gençlerin giderek insanlardan uzaklaşması, gerçekle bağlarını çözmesi, kendine güvensizlik duyması ve hayatın anlamsızlaştığı düşünceleri çok ciddi bir psikiyatrik hastalığın oluşmasının ilk belirtileri olabiliyor.

Konuyu uzmanlarla görüştüğümüzde aslında çok da farklı şeyler söylemiyorlar. Çünkü henüz hastalık ülkemizde pek tanınmıyor. Ama böyle giderse tez zamanda duymayan kalmayacak. Aman ha tedbirinizi alın, çoluk çocuğunuzun odalarına kapanmasına izin vermeyin.

2 Aralık 2007 Pazar

Çantada keklik erkekler (buketforum)

Erkeklerin çok karmaşık yaratıklar olduğunu artık biz kadınlar tamamiyle biliyoruz. Onların hangi hareketinin ne demek istediğini anlamak o kadar zor ki...Fakat bazı belirtiler onun sizden hoşlanıp, hoşlanmadığını gösterebilir.
Bir erkekten hoşlanıyorsunuz ve doğal olarak onun da sizden hoşlanıp, hoşlanmadığını bilmek istiyorsunuz. O zaman onu dikkatle incelemeli ve hareketlerinin ne anlama geldiğini öğrenmeye çalışmalısınız. İltifatlar Size sürekli iltifatlarda bulunuyor, ne kadar güzel olduğunuzu ya da üstünüzdeki kıyafetin ne kadar güzel olduğunu söylüyor.

"Demek ki benimle ilgileniyor" diye düşünmenize sebep oluyor. Sanki sizin olan, size ait olan herşeyden hoşlanıyor. Bu durumda siz de ona iltifatlarda bulunun. Mesela gömleğinin ona çok yakıştığını ya da çok şık göründüğünü söyleyin.

Kim muhteşem olmaktan hoşlanmaz ki?

Bakışlar Ne zaman onun olduğu yöne doğru bakıp gülümseseniz, onun da size baktığını ve gülümsediğini görüyorsunuz. Hiç şüphe yok ki onun dikkatini çekmeyi başarıyorsunuz. Ne kadar meşgul olursa olsun varlığınızın farkında...

Bir daha ki sefer size gülümsediğinde yanında durun ve "Merhaba, nasıl gidiyor?" diye sorun. Ama bunu oldukça doğal bir şekilde söyleyin ki kendini rahatsız hissetmesin.

Kendi gibi olmak

Onun yanındayken hareketleri kontrol almak gibi bir durumla karşılaşmıyor, kendiniz gibi olabiliyorsunuz. Yakın arkadaşlarınıza yaptığınız şakaları ona da yapabiliyorsunuz.

Birlikte bir komedi filmine ya da bir tiyatro oyununa gitmeyi önerebilirsiniz. Gideceğiniz ortamın eğlenceli olmasına özen gösterin. Unutmayın en büyük ortak noktanız birlikte eğlenebilmeniz.

Vücut dili

Size birşeyler anlatırken kolunuza hafifçe dokunuyor ya da yanınızdan geçerken nazikçe çekilip size yol veriyor. Sizinle ilgilendiğini vücut diliyle ifade etmeye çalışıyor.

"Merhaba" derken siz de onun koluna hafifçe dokunun. Onun mesajını açık bir şekilde aldığınızı gösterin.

Hatırlıyor

Sizinle ilgili her şeyi hatırlıyor. Doğumgününüz, en sevdiğiniz renk, köpeğinizin adı gibi. Ve siz bunları ona sadece bir kez söylemişsiniz. Bu sizi daha yakından tanımak için can attığını gösteriyor.

Söylediği herşeyi dikkatle dinleyin. Konuşması sırasında önem verdiği şeyleri hafızanıza alın. Böylece sizin de onu önemsediğinizi anlayacak.


alıntıdır

Ayrılık da sevdaya dahil (buketforum)

Onu deli divane sevmiş, aşkına inanmıştınız ama terk edildiniz... Yakıcı bir özlem, yıkıcı bir acı, karşı konulmaz bir görme arzusu, bastırılamayan öfke, sevgi... Peki, doğru yolda mısınız?
Uzmanlar şöyle diyor: "Sevmenin insana yakışır taraflarından birisi de; yitirdikten sonra bunun yasını tutabilmek, hatta doya doya ağlayabilmektir." Aşkı yaşamak ne kadar güzel olursa olsun, onu kaybetmek de mümkün, terk edilmek de... Şöyle bir etrafınıza baktığınızda, gözü yaşlı birçok kadın ve gözyaşlarını içine akıtan birçok erkek göreceksiniz. Hepsi de aradıkları aşkı bulup, ona tutunmuşlar ama 'elde var sıfır' ile yüzleşmişler.

Terk edilen kişinin yaşadıkları

Ayrılıktan sonra geçirilen psikolojik evreler bir yakınımızın kaybından sonra yaşanan durumlara benzetilebilir. Terk edilen kişi, az çok aynı "kayıp duygusu" ve aynı "yas" sürecini yaşar. Kişi önceleri olanlara inanamaz ve bir şaşkınlık hali içindedir. Sonraları bu duygu öfkeye dönüşür ve kendiyle pazarlık devresi başlar. Terk eden kişinin adını duymaya bile tahammül edemez. O kişinin beğenmediği yanlarını abartır, büyütür. O kişiye karşı yaşadığı eski kırgınlıkları hatırlar. "Acaba şöyle davransam ayrılmaz mıydık?" gibi sorularla zihni sürekli meşguldür. O kişiyle tekrar bir araya gelme olasılığının olmadığını anladıkça acısı derinleşir, hissedilen yalnızlık ve çaresizlik duyguları artar.

İlişkilerin bitme nedeni

Ayrılıktan sonra yaşanan bu dönem aslında her iki taraf için de zorlu bir süreçtir. Uzun süreli ilişkiler tarafların ileriye yönelik olarak birbirlerine ruhsal yatırımlar yaptıkları, belki de evlilik planlarının yapıldığı ilişkilerdir. Ayrıca, uzun süreli ilişkilerde günlük hayatın bütün alışkanlıkları paylaşılır, iki aşık aynı zamanda iyi iki dost ve birer yol arkadaşı olmuştur. Böyle bir ilişkinin kaybı, hem sevgilinin hem de yegane yol arkadaşının kaybıdır ve kişide onarılması zor bir yara bırakır. Bu türden ayrılıklarda "kayıp duygusu" daha derin şekilde yaşanır. Kişi kendini, bu dünyada hiç olmadığı kadar yalnız hisseder. Unutmamalı ki; hiçbir ilişki sevgi tamamen tükendiği için bitmez. Sevgi devam ettiği halde terk edilmek, ayrılık acısını daha da artırır.

Ayrılık acısını dindirmek için

Nasıl iyi bir ilişkiden söz ediyorsak, iyi bir ayrılıktan da söz etmek mümkündür. İlişkiye ait hesaplaşmaların yapıldığı, ayrılık nedeninin her iki tarafça da açıkça konuşulabildiği durumlarda, iyi bir ayrılığın da adımları atılmış demektir. Bu dönemde yukarıda sözünü ettiğimiz evreler, herkeste birebir aynı sırayla olmasa bile, yaşanmaya başlar. Bu dönemlerde, ayrılık acısını artırmamak gerekir. Bu nedenle, ayrılınan kişiyle karşılaşma, ona ulaşma, iletişim kurma gayreti aslında bu yarayı tekrar kanatmanın dışında bir işe yaramaz. Ayrılık sonrası dönemde alkolden, uyuşturucu veya uyarıcı gibi keyif vericiler kullanmaktan veya uzman bir hekime danışmadan kendi kendine çeşitli ilaçlar kullanmaktan kaçınmak gerekir. Bunların yerine, yakın dostlarla dertleşmek, iş veya hobilere daha fazla zaman ayırmak, günlük hayata geri dönmeyi kolaylaştırır.

Arkadaş kalmak mümkün mü?

Genelde birçok ilişkinin bitişinde, neredeyse bir klişe olarak, arkadaş kalma isteği dile getirilir. Bu isteği, yaşanacak "kayıp" duygusunu ve dolayısıyla karşılaşılacak ayrılık acısını azaltmaya yönelik olumlu bir temenni olarak yorumlamak gerekir. Ancak, daha önce de belirttiğim gibi, taze bir ayrılıktan sonra o kişiyle sık sık görüşmeye devam etmek ve ona karşı arkadaş gibi davranmaya çalışmak, taze ayrılık yarasını tekrar kanatmaktan başka bir işe yaramaz. Bu davranış bazen kişilerin daha da öfkelenmesine ve karşısındakine karşı kırıcı olmasına yol açar. Ruhsal dünyamızda o kişinin "sevgili" hayali tamamen soluklaşmadan, bunun yerine arkadaş hayalini oluşturmamız mümkün değildir. Ayrılık ve sonrasındaki evreler tamamlandıktan sonra, elbette kişiler hâlâ istiyorlarsa, arkadaş olmaya çalışabilirler.

Yeni bir ilişki

Ayrılık acısını yeni bir ilişkinin azaltacağını sanmak aslında bir yanılgıdır. Yani "aşk"ta çivi çiviyi sökemez. Genellikle yalnız kalmaktan korkan kişilerin başka biriyle avunma isteğiyle veya karşısındaki ve çevresindekilere terk edenden daha iyisini bulabileceğini göstermek gibi bahanelerle hemen yeni bir ilişkiye başlanır. Ancak bir sevgilinin yasını tutmadan, yerine bir başka sevgiliyi koyabilmek, aşkın doğasına aykırıdır. Eğer böyle bir yerine koyma mümkün olabiliyorsa, zaten önceki aşkın gerçekliğinden de şüphe edilebilir. Birisini sevmenin insana yakışır taraflarından biri de; yitirdikten sonra bunun yasını tutabilmek, hatta doya doya ağlayabilmektir. Ayrılıklar hakkını vererek yaşanmalıdır ki, bir sonraki ilişki daha iyi yaşansın. Ayrılıktan gerekli ders ve olgunluğu çıkaramadan kurulacak yeni bir ilişki, arkada bırakılan ilişkinin tüm zaaflarını da üzerinde taşımak zorunda kalacaktır.