Bebeğiniz yaşama, ailenizde kuşaklardır aktarılagelen bireysel özelliklerle donatılmış olarak başlar. Gebelik ve doğum sırasındaki olaylar da bebeğin biçimlenmesinde önemlidir. Anne gerektiği gibi beslenmiş midir? Sigaradan, alkolden ve ilaçlardan uzak durmuş mudur? Doğum sancısı ve doğum normal mi olmuştur yoksa komplikasyonlarla karşılaşılmış mıdır? Tüm bunlar ve diğer etkenler bebeğinizin nasıl bir kişi olduğunu ve olacağını etkiler.
Bebeğinizin kişiliğinde son derece kritik özellik taşıyan bir etken ana baba ile çocuk arasındaki ilişkidir. Bir çocuğun bedensel sağlığı için besinler ne kadar önemliyse, ruhsal sağlığı için de sevgi ve sevecenlik o kadar önemlidir. Sevgi ve ilgiden yoksun bir çocuk ruhsal olarak yıkıma uğrayacağı gibi buna çoğu kez bedensel tahribat eşlik edecektir.
Bebeğiniz daha başından itibaren toplumsal bir yaratıktır. Araştırmalar, yeni doğanların diğer şekillerden çok insan yüzüne benzeyen şekiltere bakmayı yeğlediklerini ortaya çıkarmıştır. Bazı bilimciler, bebeklerin insan yüzünü potansiyel bir ödül kaynağı olarak algılama yönünde doğuştan gelen bir eğilime sahip olduklarına inanmaktadır. Ayrıca yeni doğan bebeklerin dişi insan yüzü görmeyi yeğledikleri de sanılmaktadır.
İlk ay içinde bebeğiniz muhtemelen tanıdığı kişilere yönelik bir tercih gösterecektir. Bebekler aynı zamanda, tercih ettikleri uyarılma türüne dayanan yakınlıklar oluşturmaya da eğilim gösterirler. Örneğin, bebeğiniz hareketi seviyorsa, kendisini sallayarak eğlendiren birini, örneğin şarkı söyleyen birine yeğleyebilecektir.
Bebeğinizin gülümsediğini görürseniz şaşırmayın. Başlangıçta bebeğin gülümsemesi genellikle içsel bir olaya yanıt olarak gelişir ve bebek uyurken ya da uykulu iken görülür.Ancak yaşamın üçüncü ve beşinci haftaları çoğu bebek toplumsal nitelikteki ilk gülümsemesini, tipik olarak, bir yüze ya da sese yanıt biçiminde gerçekleştirecektir. Bu çoğu ana babalar için heyecan verici bir andır.
Bebeğiniz bir taklitçi olarak doğar. Dilinizi dışarı çıkarırsanız bebeğiniz de aynı hareketi tekrarlayacaktır, çoğu bebek 4 haftalık olduğunda gırtlağından hafif hafif sesler çıkarmaya başlar. Bu, onun ilk konuşma çabasıdır.
Yeni doğan bebeğiniz rahat ortama olumlu tepki verir. Ağlayan, bir bebek genellikle, tanıdığı eller tarafından kucaklanması durumunda sakinleşecektir. Bebek çevresinde annesinin yüzünü arar, göz teması sağlar ve sonra ağlamayı keser. Bebek altını ıslattığında veya acıktığında ağlayacak ve bezi değiştirilince ya da biberon veya memeye kavuşunca susacaktır.
Doğumu izleyen ilk dönemde bazen bebeğinizin yeni bir duygusunu ifade ettiğini farkedeceksiniz: Hoşlanma. Birçok bebek için bu durum ilk olarak banyo yaparken görülür. Ağlayan bir bebek küvete sokulunca susacak, rahatlayacak, gülümseyecek ve banyo bittikten sonra ağlamaya başlayacaktır (hayal kırıklığına uğrayacağı için).
Heyecan da ilk olarak birinci ayda ortaya çıkan diğer bir duygudur. Heyecanın kaynağı genellikle bir kişi ya da oyuncaktır. Bebeğiniz kollarını ve bacaklarını oynatır, nefesi kesilecekmiş gibi hızlı hızlı solur, coşkulu sesler çıkarır ve hatta size veya özel olarak ilginç bulduğu bir nesneye gülümser.
Yeni doğan bir çocuk henüz hareketlerle sonuçları arasındaki farkı anlayamaz. Onun için nesneler bir belirip bir kayboluyor gibidir. Ancak bebeğiniz 1 aylık olduğunda, kendi zevki için hareketleri yinelemeye başladığını görürsünüz. Bacaklarını hoşuna gittiği gibi dışarı çıkarıp bu hareketi, hoşuna giden o duyguyu yeniden yasamak için tekrarlayabilecektir.
1 aylık bir bebek çevresi üzerinde bir miktar denetim sağlamaya başlamıştır artık, örneğin, bebeğiniz başparmağını emmenin ya da yumruğunu ağzına almanın kendisini rahatlatıcı bir etkisinin olduğunu keşfedebilir. Bu ağlama nöbeti sırasında bebeğinizin yumruğunu ağzına sokuverdigini görebilirsiniz. Bir an sonra ise ortalık sütliman olmuştur.
Bir bebeğin ilk haftaları uyum sağlamakla geçer. Yaşamının ilk birkaç gününde bebek işaretler yardımıyla iletişim ve etkileşim kurmaya başlar. Acıkır, ağlar ve annesi, gereksinme duyduğu besinle birlikte belirir. Altını ıslatır, ağlar ve bezi değiştirilir, işte bu ve benzeri bilgi alışverişi sayesinde ana baba ile çocuk arasındaki yakınlıklar oluşur. Bebek, gereksinimlerinin kendine bakan birisi tarafından karşılanacağını öğrenir.
Bunun için, yeni doğan bebek için güvenlik ve tutarlık olgularının öneminin abartılması söz konusu olamaz. Normal bir ruhsal gelişim için bebeğin güvenmeyi öğrenmesi gerekir ve güven de yalnızca, ana babadan birinin ya da o işleve sahip bir kimsenin bebeğin gereksinimlerine hızlı ve sevecen bir tarzda yanıt vermesi ile öğrenilebilir. Bu uyumlu bakımdan yoksun kalan bebekler, çevreleri üzerinde herhangi bir etkiye sahip olmadıklarını öğrenirler. Bunun da sonuçlan, yaşam boyu sürecek bir düşmanlık duygusu, endişe, yakın ilişkiler geliştirme yeteneğinden yoksunluk ve diğer ruhsal sorunlar olarak gerçekleşebilir
baba etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
baba etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
5 Aralık 2007 Çarşamba
Ana baba ile çocuk arasındaki bağlanma
Ana baba ile çocuk arasındaki bağlanma bebeğin doğmasından uzun bir süre önce başlar. Bir çift, kadının gebe olduğunu farkettiginde, doğacak çocuk için ad bulmak amacıyla kitaplar karıştırılır. Bir çocuk odası hazırlanır. Doğum mütehassısına gidildiğinde bebeğin kalp atışları dinlenir. Planlar ve düşler kurulur, korkular ve umutlar yaşanır. Ve sonunda beklenen gün gelip çatar. Sancılı ve zahmetli bir doğumdan sonra ödüllerin en büyüğü kazanılır.
Bağlanma, ana baba ile çocuk arasındaki ilişkiyi karakterize eden ruhsal bağların ve yüklenimlerin karmaşık bir dizisidir. Bir bebek dünyaya gözünü açtığı sırada, ana babanın tarafında zaten güçlü bir ruhsal bağ oluşmuş durumdadır. Bu bağ, bazıları için diğerlerinden daha güçlüdür. Doğumu izleyen birkaç ay içinde bebek, koruma, sevgi ve rehberliği birleştirmeyi öğrenmesinde kendisine yardım eden kişi veya kişilere bir yakınlık geliştirmeye başlar.
Eğer bebeğiniz sağlıklı ise bağlanma süreci derhal başlar. Çoğu bebeklerde, doğduktan sonra bir ya da iki saat süren bir uyanıklık dönemi söz konusu olmaktadır. Bu dönem, ana baba ile çocuk arasında birbirini tanımanın başlaması için özellikle uygun bir zamanı oluşturur, insanlar arasındaki bağlanmanın kritik bir döneminin bulunup bulunmadığı bilinmemektedir. Ancak önemli olan nokta bu sürecin "ne zaman" gerçekleştiği değil, "gerçekleşip gerçeleşmediği"dir: Bağlanma erken veya geç ortaya çıkabilir. Ama en önemlisi bunun sonunda gerçekleşmiş olmasıdır.
Bir ana baba bebekleri ile bağlanmak için nasıl bir yol izlerler? Bağlanma için hazır bir reçete verilemez; tıpkı birine, nasıl seveceğinin söylenememesi gibi. Bağlanma ana baba ile çocuk arasında her gün gerçekleşen sevgiyle örülmüş davranışlar sırasında gelişir.
Bir anne bebeğine şefkatle dokunur. O dokunuş yeni bebeğe zevk veren bir olaydır. Bebeğin yanağına dokunulunca bebek annesinin yüzüne veya göğsüne doğru döner ve memeye burnunu sürtmeye ve emmeye başlar. Bu yalnızca süt üretimini uyarmakla kalmaz. Aynı zamanda güçlü bir ruhsal uyarılma da sağlar. Bebek meme ya da biberonu emerken annesinin gözlerinin içine bakar. Bebek ağlar ve annesi ya da babası onu kucağına alır, yanağını okşar ve onunla yumuşak sakinleştirici bir sesle konuşur.
Bağlanmanın önemi hastaneler ve sağlık alanında çalışanlar tarafından iyi bilinir. Bu nedenle çoğu hastane yeni ana baba olanlara zamanlarını bebekleri ile geçirmeleri için sınırsız fırsatlar yaratmaktadır. Ancak, bebeğiniz prematüre ya da ciddi biçimde hasta olarak doğmuşsa durum farklı olacaktır. Böyle doğan bebekler muhtemelen bir kuvöze konulacak ve yaşam işaretlerini izleyen makinelere bağlanacaktır. Ayrıca damariçi (entravenöz) ve besleme tüplerinin de kullanılması gerekebilir.
Bebeğinizi kucaklamak ve hatta beslemek olanağınız bile bulunmayabilir. Ancak, yine de onunla olabildiğince bol bir zamanı birlikte geçirmeye teşvik edileceksiniz. Bebeğinizin cildini okşayabilir, minicik elini avucunuza alabilir ve sesinizle ağlamasını dindirebilirsiniz. Bu durum ideal bir bağlanma ortamını oluşturmaz ancak bu sınırlı temas bile hem siz, hem bebeğiniz hem de aranızda kurulacak son ilişki için önemlidir.
Bebeğinizi hastaneden eve getirmenizden sonra da bağlanma süreci devam eder. Hastanede, bebek ağladığında cevap veren genellikle bir hemşire olmuştur. Şimdi ise görevi siz devralmış bulunuyorsunuz. Bebeği her 2 ile 4 saatte bir meme vererek ya da biberonla besliyor ve bu sırada onu kucaklıyor, okşuyor, rahatlatıyorsunuz, sizden başkası tarafından yerinden kaldırılması durumunda bebek ağlayabilir. Birkaç hafta sonra bebeğinizin sesinizi tanıdığını ve ona cevap verdiğini fark edebilirsiniz. Karnı ağrıyan bebeğiniz ağladığında siz, saatler sürdüğünü sandığınız bir sürede ona ulaşmaya çabalarken o kendisi ile ilgilenen birinin varolduğunu öğrenir, işte sizinle bebeğiniz arasında yaşam boyu sürecek ve sevgi ile örülmüş normal bir ana-baba-çocuk ilişkisinin temeli niteliğindeki bağların oluşması ilk birkaç aylık dönem içinde bu şekilde gerçekleşmektedir.
Ana babalar için henüz gebelik aşamasında iken, yaşamlarına girecek ve onu değiştirecek bu yeni insanı sevip sevemeyeceklerini merak etmeleri pek seyrek rastlanmayan bir olgudur. Doğumdan sonra bile çoğu kez bir anne ya da baba bebeğine bakıp ona karşı içinde bir sevgi selinin aktığını duymayı bekler, ama aksine ya hiçbirşey duymayabilir, ya da daha kötüsü, bir hayal kırıklığı ve hatta hoşnutsuzluk hissine kapılabilir.
Bebeğinizi hemen sevmeye başlamamışsanız kendinize fazla kızmayın. Anne veya baba olmak asla kolay bir iş değildir ve bazen büsbütün yorucu olabilir. Bebeğinize olan sevgi, aşama aşama ortaya çıkar. Yine belirtelim, bebeğinizle birbirinize bağlandıkça, her üçünüz de birbirinizi tanıdıkça, odaya girdiğinizde bebeğinizin gözlerinin parladığını gördükçe, ya da bebeğiniz size ilk kez gülümsediğinde, onu sevdiğinizi anlayıvereceksiniz.
Bağlanma, ana baba ile çocuk arasındaki ilişkiyi karakterize eden ruhsal bağların ve yüklenimlerin karmaşık bir dizisidir. Bir bebek dünyaya gözünü açtığı sırada, ana babanın tarafında zaten güçlü bir ruhsal bağ oluşmuş durumdadır. Bu bağ, bazıları için diğerlerinden daha güçlüdür. Doğumu izleyen birkaç ay içinde bebek, koruma, sevgi ve rehberliği birleştirmeyi öğrenmesinde kendisine yardım eden kişi veya kişilere bir yakınlık geliştirmeye başlar.
Eğer bebeğiniz sağlıklı ise bağlanma süreci derhal başlar. Çoğu bebeklerde, doğduktan sonra bir ya da iki saat süren bir uyanıklık dönemi söz konusu olmaktadır. Bu dönem, ana baba ile çocuk arasında birbirini tanımanın başlaması için özellikle uygun bir zamanı oluşturur, insanlar arasındaki bağlanmanın kritik bir döneminin bulunup bulunmadığı bilinmemektedir. Ancak önemli olan nokta bu sürecin "ne zaman" gerçekleştiği değil, "gerçekleşip gerçeleşmediği"dir: Bağlanma erken veya geç ortaya çıkabilir. Ama en önemlisi bunun sonunda gerçekleşmiş olmasıdır.
Bir ana baba bebekleri ile bağlanmak için nasıl bir yol izlerler? Bağlanma için hazır bir reçete verilemez; tıpkı birine, nasıl seveceğinin söylenememesi gibi. Bağlanma ana baba ile çocuk arasında her gün gerçekleşen sevgiyle örülmüş davranışlar sırasında gelişir.
Bir anne bebeğine şefkatle dokunur. O dokunuş yeni bebeğe zevk veren bir olaydır. Bebeğin yanağına dokunulunca bebek annesinin yüzüne veya göğsüne doğru döner ve memeye burnunu sürtmeye ve emmeye başlar. Bu yalnızca süt üretimini uyarmakla kalmaz. Aynı zamanda güçlü bir ruhsal uyarılma da sağlar. Bebek meme ya da biberonu emerken annesinin gözlerinin içine bakar. Bebek ağlar ve annesi ya da babası onu kucağına alır, yanağını okşar ve onunla yumuşak sakinleştirici bir sesle konuşur.
Bağlanmanın önemi hastaneler ve sağlık alanında çalışanlar tarafından iyi bilinir. Bu nedenle çoğu hastane yeni ana baba olanlara zamanlarını bebekleri ile geçirmeleri için sınırsız fırsatlar yaratmaktadır. Ancak, bebeğiniz prematüre ya da ciddi biçimde hasta olarak doğmuşsa durum farklı olacaktır. Böyle doğan bebekler muhtemelen bir kuvöze konulacak ve yaşam işaretlerini izleyen makinelere bağlanacaktır. Ayrıca damariçi (entravenöz) ve besleme tüplerinin de kullanılması gerekebilir.
Bebeğinizi kucaklamak ve hatta beslemek olanağınız bile bulunmayabilir. Ancak, yine de onunla olabildiğince bol bir zamanı birlikte geçirmeye teşvik edileceksiniz. Bebeğinizin cildini okşayabilir, minicik elini avucunuza alabilir ve sesinizle ağlamasını dindirebilirsiniz. Bu durum ideal bir bağlanma ortamını oluşturmaz ancak bu sınırlı temas bile hem siz, hem bebeğiniz hem de aranızda kurulacak son ilişki için önemlidir.
Bebeğinizi hastaneden eve getirmenizden sonra da bağlanma süreci devam eder. Hastanede, bebek ağladığında cevap veren genellikle bir hemşire olmuştur. Şimdi ise görevi siz devralmış bulunuyorsunuz. Bebeği her 2 ile 4 saatte bir meme vererek ya da biberonla besliyor ve bu sırada onu kucaklıyor, okşuyor, rahatlatıyorsunuz, sizden başkası tarafından yerinden kaldırılması durumunda bebek ağlayabilir. Birkaç hafta sonra bebeğinizin sesinizi tanıdığını ve ona cevap verdiğini fark edebilirsiniz. Karnı ağrıyan bebeğiniz ağladığında siz, saatler sürdüğünü sandığınız bir sürede ona ulaşmaya çabalarken o kendisi ile ilgilenen birinin varolduğunu öğrenir, işte sizinle bebeğiniz arasında yaşam boyu sürecek ve sevgi ile örülmüş normal bir ana-baba-çocuk ilişkisinin temeli niteliğindeki bağların oluşması ilk birkaç aylık dönem içinde bu şekilde gerçekleşmektedir.
Ana babalar için henüz gebelik aşamasında iken, yaşamlarına girecek ve onu değiştirecek bu yeni insanı sevip sevemeyeceklerini merak etmeleri pek seyrek rastlanmayan bir olgudur. Doğumdan sonra bile çoğu kez bir anne ya da baba bebeğine bakıp ona karşı içinde bir sevgi selinin aktığını duymayı bekler, ama aksine ya hiçbirşey duymayabilir, ya da daha kötüsü, bir hayal kırıklığı ve hatta hoşnutsuzluk hissine kapılabilir.
Bebeğinizi hemen sevmeye başlamamışsanız kendinize fazla kızmayın. Anne veya baba olmak asla kolay bir iş değildir ve bazen büsbütün yorucu olabilir. Bebeğinize olan sevgi, aşama aşama ortaya çıkar. Yine belirtelim, bebeğinizle birbirinize bağlandıkça, her üçünüz de birbirinizi tanıdıkça, odaya girdiğinizde bebeğinizin gözlerinin parladığını gördükçe, ya da bebeğiniz size ilk kez gülümsediğinde, onu sevdiğinizi anlayıvereceksiniz.
1 Aralık 2007 Cumartesi
Hayatin GerÇeklerİ
BABALAR KIZLARI , KIZLAR BABALARI HAKKINDA NE DÜŞÜNÜR ?
0 yaşında
Baba : Ne kadar da güzel. Şimdi bu küçücük şey benim kızım mı? Gözleri de bana ne kadar çok benziyor.
Kızı : Bu gözlerini benden hiç ayırmayan adam babam olsa gerek.
5 yaşında
Baba : Prensesim benim, güzel kızım. Söyle bakalım baban sana ne alsın?
Kızı : En çok babamı seviyorum.Babam, niye annemle uyuyor?Hep benimle uyusun, başkasını sevmesin.
10 yaşında
Baba : Gittikçe yaramaz oluyor, kime çekti bu kız?
Kızı : Ben babama aşığım. Büyüyünce babam gibi erkekle evleneceğim.Babam bu ay harçlığımı arttırır mı?
15 yaşında
Baba : Ne kadar da çabuk büyüdü. Eve de gittikçe geç kalmaya başladı, bu gidişle başına kötü bir şey gelecek. Sanırım daha sert konuşmalıyım.
Kızı : Babam yüzünden arkadaşlarımla istediğim kadar vakit geçiremiyorum. Bana baskı uygulamasından nefret ediyorum. Ne zaman özgür olacağım?
20 yaşında
Baba : Artık sözümü dinlemiyor. Benden giderek uzaklaşıyor. Kendi parasını da kazanmaya başladı ya, bana ihtiyacı kalmadı tabii. Uzun zamandır tatlı bir-iki laf geçmedi aramızda zaten. Evi de sürekli erkekler arıyor. Galiba kızım elden gidiyor.
Kızı : Her dediğime alınıyor, beni bir türlü anlamıyor.Hele geçen gün giydiğim mini eteğe karışmasına ne demeli? Evden ayrılıp, kendi hayatımı kurmalıyım. Çocuk muamelesi görmekten bıktım artık!
25 yaşında
Baba : Bir gün bunun olacağını biliyordum. İşte evleniyor. Zaten aramız eskisi gibi değildi.Şimdi bir de kocası var. Prensesim beni terkediyor.
Kızı : Böyle bir günde bile o mutsuz ifadeyi takınmasının ne lüzumu var ki? Biliyorum, onu bir türlü içine sindiremedi. Bu yüzden yapıyor.Kendi hayalindeki damat değil ya!Sanki birlikte yaşayacak olan o.
30 yaşında
Baba : Çok az görüşüyoruz. Daha sık biraraya gelsek ne iyi olur. Hem torunlarımı da özlüyorum. Kendi arkadaş çevrelerinden fırsat bulup da bize gelemiyorlar ki...
Kızı : Babamları da çok ihmal ediyorum galiba.Yine telefonda çok üzgün geldi sesi.Haftasonu onlara süpriz yapmak en iyisi.
40 yaşında
Baba : Kızım, benim entellektüel düzeyimi yeterli bulmuyor. Ona göre çağın gerisinde düşünüyormuşum. Oysa küçükken derslerine hep ben yardım ederdim. Anlayamadığı bütün problemleri bana sorardı.Şimdi beni beğenmiyor. Bir daha onunla asla politik tartışmalara girmeyeceğim.
Kızı : Babam giderek daha da çocuk gibi davranıyor.Sürekli bir şeylerden yakınıyor. Gerçi son zamanlarda sağlığı da iyi değil ama.Ya ona bir şey olursa? Zaten hiçbir zaman dilediği gibi bir evlat da olamadım.
45 yaşında
Baba : Kızımın mutlu bir yuvası olması ne güzel.Gözüm arkada gitmeyeceğim. Her şeyi kendi başardı. Onunla gurur duyuyorum.
Kızı : Babam için çok endişeleniyorum. Onu kaybetmeye hazır değilim. İlaçlarını da hep ihmal ediyor zaten. Allah'ım onu benden alma!
50 yaşında
Baba : Dünyada mutlu kal kızım !
Kızı : Seni çok özleyeceğim ve arayacağım babacığım.Şimdi ben kime danışacağım, kim yardım edecek bana? Ne olur gittiğin yerde çok mutlu ol.Ve hep yanımda olduğunu hissettir, ne bileyim ben,arada sırada işaretler yolla mesela. Ah babacığım! Sensiz nasıl yaşayacağım?
55 yaşında
Kadın : Sen gideli, seni daha iyi anlıyorum babacığım.Keşke seni hiç üzmeseydim demeyeceğim, çünkü "keşke"lerin hiçbir şeyi değiştiremeyeceğini biliyorum.Yine de beni duyuyorsan, lütfen seni üzdüğüm her gün için çok ama çok pişman olduğumu bil olur mu?
0 yaşında
Baba : Ne kadar da güzel. Şimdi bu küçücük şey benim kızım mı? Gözleri de bana ne kadar çok benziyor.
Kızı : Bu gözlerini benden hiç ayırmayan adam babam olsa gerek.
5 yaşında
Baba : Prensesim benim, güzel kızım. Söyle bakalım baban sana ne alsın?
Kızı : En çok babamı seviyorum.Babam, niye annemle uyuyor?Hep benimle uyusun, başkasını sevmesin.
10 yaşında
Baba : Gittikçe yaramaz oluyor, kime çekti bu kız?
Kızı : Ben babama aşığım. Büyüyünce babam gibi erkekle evleneceğim.Babam bu ay harçlığımı arttırır mı?
15 yaşında
Baba : Ne kadar da çabuk büyüdü. Eve de gittikçe geç kalmaya başladı, bu gidişle başına kötü bir şey gelecek. Sanırım daha sert konuşmalıyım.
Kızı : Babam yüzünden arkadaşlarımla istediğim kadar vakit geçiremiyorum. Bana baskı uygulamasından nefret ediyorum. Ne zaman özgür olacağım?
20 yaşında
Baba : Artık sözümü dinlemiyor. Benden giderek uzaklaşıyor. Kendi parasını da kazanmaya başladı ya, bana ihtiyacı kalmadı tabii. Uzun zamandır tatlı bir-iki laf geçmedi aramızda zaten. Evi de sürekli erkekler arıyor. Galiba kızım elden gidiyor.
Kızı : Her dediğime alınıyor, beni bir türlü anlamıyor.Hele geçen gün giydiğim mini eteğe karışmasına ne demeli? Evden ayrılıp, kendi hayatımı kurmalıyım. Çocuk muamelesi görmekten bıktım artık!
25 yaşında
Baba : Bir gün bunun olacağını biliyordum. İşte evleniyor. Zaten aramız eskisi gibi değildi.Şimdi bir de kocası var. Prensesim beni terkediyor.
Kızı : Böyle bir günde bile o mutsuz ifadeyi takınmasının ne lüzumu var ki? Biliyorum, onu bir türlü içine sindiremedi. Bu yüzden yapıyor.Kendi hayalindeki damat değil ya!Sanki birlikte yaşayacak olan o.
30 yaşında
Baba : Çok az görüşüyoruz. Daha sık biraraya gelsek ne iyi olur. Hem torunlarımı da özlüyorum. Kendi arkadaş çevrelerinden fırsat bulup da bize gelemiyorlar ki...
Kızı : Babamları da çok ihmal ediyorum galiba.Yine telefonda çok üzgün geldi sesi.Haftasonu onlara süpriz yapmak en iyisi.
40 yaşında
Baba : Kızım, benim entellektüel düzeyimi yeterli bulmuyor. Ona göre çağın gerisinde düşünüyormuşum. Oysa küçükken derslerine hep ben yardım ederdim. Anlayamadığı bütün problemleri bana sorardı.Şimdi beni beğenmiyor. Bir daha onunla asla politik tartışmalara girmeyeceğim.
Kızı : Babam giderek daha da çocuk gibi davranıyor.Sürekli bir şeylerden yakınıyor. Gerçi son zamanlarda sağlığı da iyi değil ama.Ya ona bir şey olursa? Zaten hiçbir zaman dilediği gibi bir evlat da olamadım.
45 yaşında
Baba : Kızımın mutlu bir yuvası olması ne güzel.Gözüm arkada gitmeyeceğim. Her şeyi kendi başardı. Onunla gurur duyuyorum.
Kızı : Babam için çok endişeleniyorum. Onu kaybetmeye hazır değilim. İlaçlarını da hep ihmal ediyor zaten. Allah'ım onu benden alma!
50 yaşında
Baba : Dünyada mutlu kal kızım !
Kızı : Seni çok özleyeceğim ve arayacağım babacığım.Şimdi ben kime danışacağım, kim yardım edecek bana? Ne olur gittiğin yerde çok mutlu ol.Ve hep yanımda olduğunu hissettir, ne bileyim ben,arada sırada işaretler yolla mesela. Ah babacığım! Sensiz nasıl yaşayacağım?
55 yaşında
Kadın : Sen gideli, seni daha iyi anlıyorum babacığım.Keşke seni hiç üzmeseydim demeyeceğim, çünkü "keşke"lerin hiçbir şeyi değiştiremeyeceğini biliyorum.Yine de beni duyuyorsan, lütfen seni üzdüğüm her gün için çok ama çok pişman olduğumu bil olur mu?
Baba Oğul
Nebraska'da yaşlı bir adam yaşardı.. Patates ekini için bahçeyi bellemesi gerekiyordu, lakin bu çok zor bir işti.. Tek oğlu olan David ona yardım edebilirdi fakat o da hapisteydi.
Yaşlı adam oğluna bir mektup yazdı ve sorunu açıkladı.
Sevgili David,
Patates bahçemi belleyemeyeceğimden kendimi çok kötü hissediyorum. Bahçeyi kazmak için oldukça yaşlanmış sayılırım. Burada olsan bütün derdim bitecekti. Biliyorum ki sen bahçeyi benim için hallederdin.
Sevgiler Baban
Bir kaç gün sonra oğlundan bir mektup aldı.
Babacığım,
Allah aşkına bahçeyi kazma. Ben oraya cesetleri gömmüştüm.
Sevgiler David
Ertesi gün sabaha karşı FBI ve yerel polis çıkageldi ve tüm sahayı kazdı lakin hiçbir cesede rastlamadılar. Yaşlı adamdan özür dileyerek gittiler. Aynı gün yaşlı adam oğlundan bir mektup daha aldı.
Babacığım,
Şimdi patatesleri ekebilirsin.Bu şartlarda yapabileceğimin en iyisini yaptım.
Sevgiler David
Yaşlı adam oğluna bir mektup yazdı ve sorunu açıkladı.
Sevgili David,
Patates bahçemi belleyemeyeceğimden kendimi çok kötü hissediyorum. Bahçeyi kazmak için oldukça yaşlanmış sayılırım. Burada olsan bütün derdim bitecekti. Biliyorum ki sen bahçeyi benim için hallederdin.
Sevgiler Baban
Bir kaç gün sonra oğlundan bir mektup aldı.
Babacığım,
Allah aşkına bahçeyi kazma. Ben oraya cesetleri gömmüştüm.
Sevgiler David
Ertesi gün sabaha karşı FBI ve yerel polis çıkageldi ve tüm sahayı kazdı lakin hiçbir cesede rastlamadılar. Yaşlı adamdan özür dileyerek gittiler. Aynı gün yaşlı adam oğlundan bir mektup daha aldı.
Babacığım,
Şimdi patatesleri ekebilirsin.Bu şartlarda yapabileceğimin en iyisini yaptım.
Sevgiler David
MAVİ KURDELE
New York'ta yaşayan bir öğretmen, lise son sınıftaki öğrencilerini, "diğer insanlardan farklı özelliklerini" vurgulayarak onurlandırmaya karar vermişti. California Del Mar'dan Helice Bridges tarafından geliştirilmiş süreci kullanarak, her bir öğrencisini teker teker tahtaya kaldırdı. İlk önce öğrencilere sınıf ve kendisi için ne kadar özel olduklarını belirtti. Sonra her birine üzerinde altın harflerle "Siz çok önemlisiniz" yazılı birer mavi kurdele verdi. Daha sonra kabul görmenin toplum üzerinde ne gibi etkileri olacağını anlayabilmek amacıyla sınıfına bir proje yaptırmaya karar verdi. Her bir öğrencisine üçer tane daha kurdele verip, onlardan bu töreni gerçek dünyada devam ettirmelerini istedi. Öğrenciler, daha sonra sonuçları takip edecek, kimin kimi onurlandırdığını tespit edecek ve bir hafta boyunca sınıfa bilgi vereceklerdi. Çocuklardan biri, gelecekteki kariyer çalışmaları için kendisine yardımcı olan yakınlarındaki bir şirketin üst düzey görevlisini onurlandırmış, adamın yakasına mavi kurdeleyi iliştirmişti. Ardından, iki tane daha kurdele verdi ve: "Sınıfça bu konuda bir projemiz var. Sizden onurlandırmanız için birini bulmanızı istiyoruz. Onurlandırdığınız insanlara ekstra kurdele de verin. Böylece onlar da bu projenin devam etmesi için başkalarını bulabilirler. Daha sonra, lütfen bana ne olduğu konusunda bilgi verin" diye rica etti. O gün üst yönetici, suratsız biri olarak bilinen patronunun yanına gitmeye karar verdi. Patronun odasına girdi ve onun "iş dünyasında bir deha olduğundan ötürü" onu takdir edip örnek aldığını söyledi. Bu mavi kurdeleyi yakasına takması için izin verip vermeyeceğini sordu. Şaşkına dönen patron; "Tabii ki" şeklinde cevap verdi. Yönetici de mavi kurdeleyi, patronun tam kalbinin üstüne, ceketine iliştirdi. Ekstra kurdeleyi verirken de; "Bana bir iyilik yapar mısınız?... Siz de bu kurdeleyi onurlandırmak istediğiniz birine verir misiniz?... Bunu bana veren çocuk, okulda bir proje yaptıklarını söyledi. Bu kabul görme töreninin devam etmesi gerekiyormuş. Böylece "bunun, insanları nasıl etkilediğini belirleyeceklermiş..." dedi... O gece patron evine geldiğinde, on dört yaşındaki oğlunun yanına oturdu. "Bugün inanılmaz bir şey oldu" dedi. "Ofisteydim. Üst düzey yöneticilerimden biri içeri geldi, bana hayran olduğunu söyleyip, "İş dünyasında bu kadar başarılı olduğum için göğsüme bu kurdeleyi iliştirdi... Bir hayal etmeğe çalış... Benim bir dahi olduğumu düşünüyor.. "Siz çok önemlisiniz" yazılı bu kurdeleyi tam göğsümün üstüne taktı. Bana ekstra bir kurdele verdi ve onurlandıracak başka birini bulmamı istedi. Arabayla eve gelirken, bu mavi kurdeleyle kimi onurlandırabileceğimi düşündüm ve aklıma sen geldin... Ben "seni" onurlandırmak istiyorum.Günlerim aşırı yorucu geçiyor. Eve gelince sana pek ilgi gösteremiyorum. Bazen derslerden aldığın notları beğenmeyince veya odanı toparlamayınca sana bağırıp çağırıyorum... Oysa bu gece bir şekilde buraya oturup, sana benim için ne kadar farklı ve özel olduğunu söylemek istedim. Annen gibi sen de benim hayatımdaki en önemli insansın. Sen mükemmel bir çocuksun. Seni seviyorum" diye devam etti... Şaşkına dönen çocuk şimdi ağlamaya başlamıştı... Bütün vücudu titriyordu... Başını kaldırdı, gözleri yaş içinde olarak babasına baktı ve: "Yarın intihar edecektim" baba, dedi... "Baba, ben senin...çünkü ben senin... beni hiç sevmediğini... beni hiç önemsemediğini düşünüyordum... Ama artık her şey çok farklı. Sen baba, şu an... Oğlunun hayatını kurtardın!..." Sizin de sevginizi duymak, hissetmek isteyen insanların var olduğunu sakın unutmayın... Hepinize yetecek kadar kurdele var.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
