cinsel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
cinsel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Aralık 2007 Pazartesi

Renge göre cinsel kişilik (buketforum)

Giydiğiniz kıyafetler, evinizdeki eşyalar ve kullandığınız araba cinsel kişiliğiniz hakkında ipuçları verir. Anahtar ise bu eşyalar için seçtiğiniz renklerdir.
Etrafınıza baktığınızda özellikle giyiminizde ve ev dekorasyonunuzda belli renklere yoğunlaştığınızı göreceksiniz.

En fazla görünen renk sizin baskın renginizdir; cinsel sizi yansıtan renktir. 1975 Ev İç Tasarım Forumu'nda bir psikolog renkler ve cinsel kalıplar arasındaki bağı aşağıdaki şekilde açıklamış. Peki buna göre siz hangi renktensiniz?

KIRMIZI:
Kırmızı herkesin bildiği gibi tutkunun rengidir. Bu rengi seven kişiler ise çok şehvetlidir. Kırmızıyı seven insanları çuvaldaki kaplana benzetmek yanlış olmaz. Kolayca tahrik olur, hayal edilebilecek her yolda cinselliğin tadını çıkarırlar. Cinsel kıvılcım bir kez çaktığında onu söndürmek saatler alır. Kırmızıyı sevenler kavgacı olur ve daha zayıf renkler onlardan kaçınır. Aşk yaşamlarında fantezilerin yeri büyüktür.

SARI:
Favori rengi sarı olan kişilerin cinsel eğilimleri bir hayli karmaşıktır. Çoğunlukla sarı seven kişiler daha güçlü olan partnerlerinin isteklerine pasif davranışlarla uyum gösteirler. Asla cinselliğin tadını tamamen çıkaramazlar ancak hoşlarına giden kimseyi de geri çevirmezler. Bu anlamda sarı cinsel tutkudan uzak bir renktir.

Onlar için ilk adımı karşı taraf atmalıdır. Bu yüzden karşı taraf bir hamle yapana kadar yalnızca beklerler.

PEMBE:
Pembeyi seven insanlar cinsel konularda gelişmeye gönülsüz olurlar. Bu kadınlar partnerlerine çoğu kez eziyet eder, vereceklerinden fazlası için söz verirler. Bazı durumlarda dişilikleriyle gösteriş yaparlar çünkü gizliden gizliye erkeklerden nefret ederler. Pembeyi seven erkeklere gelince... Bu tip erkekler kadınların peşinden koşar ve kur yaparlar. Hatta aynı gecede üç ayrı randevu verebilen fakat hiçbirisiyle buluşmayıp barın birinde yeni biriyle tanışabilen kişilerdir. Kocası pembe seven kadınlar ihtiyatı elden bırakmamalıdır.

MOR:
Bu rengi sevenler aşkta da, iş yaşamında da kolay elde edilmezler. Bu rengi seven kişilerin etrafındakiler, onlara fazlaca bilgiç bulabilir. Mor rengi seven kadınların kişilikleri son derece güçlüdür. Onlar karşılarındakine gerçekten inanırsa ilişkiye girer ve oyunu kurallarına göre oynarlar. Erkekler ise aşk ilişkilerine iş ilişkisi tadında yaklaşırlar. Her iki cinsiyette de moru sevenler karşılarındakinin hoşnutluğundan çok kendilerininkini düşünürler.

SİYAH:
Siyah renk gücü ve tutkuyu temsil eder. Cinsellik konusunda sekste tıpkı kırmızı gibi şehvetlidirler. Genellikle doğalarında sadizim ya da mazohizm vardır. Bu sebeple seks sırasında da hiçbir sınır tanımadan sevişirler. Biraz içe kapanık gibi görünseler de aslında sevişme anında diğer renklerden daha cesurdurlar. Fakat onlar saman altından su yürütenler gibi şehvetlerini yalnızca yatak odalarında partnerlerini şaşırtmak için gösterirler.

YEŞİL:
Doğanın rengi olan yeşil güven veren bir renktir. Bu yüzden partneriniz yeşili seviyorsa doğru kişiyle birliktesiniz demektir. Bu rengi sevenler cinsel yaklaşımlarında masum ve tazedir. Yeşili seven kadınlar partnerlerine her zaman sadıktırlar. Tutkuları olsa bile bunu partnerlerine çok fazla göstermezler. Yeşili seven erkekler anlaşılmaz tavırlarıyla karşılarındakini etkilemeyi iyi bilirler. Kısacası partneriniz yeşili seviyorsa asla ihanetten şüphelenmemelisiniz.

TURUNCU:
Turuncu rengi sevenlerin cinsel fantezilere eğilimi vardır. Cinsel etkinliği kendilerinin başrolü oynadığı tek sahnelik bir oyun olarak görürler. Önsevişme cinsel birleşme kadar önemlidir. Tatlı şeyler, anlamsız diyaloglar fısıldarlar. Turuncu insanlar orgazm olamasalar bile çok iyi rol yaparlar. Seks sırasında şehvetten dolayı p0artnerlerine biraz zarar verebilirler. Turuncu erkekleri eşlerinin saçını çekmeye, kadınları da eşlerinin sırtında çizikler bırakmaya eğilimlidirler.

KAHVERENGİ:
Bu rengi seviyorsanız, eşiniz için bir hazinesiniz demektir. Kahverengi sevenler sıcak ve eşinin isteklerine karşı duyarlıdır. Bunun yanı sıra da kadın ya da erkek her iki cins de son derece romantiktir. Cinsellik onlar için 24 saatlik birşeydir. Ateşin kenarında sarılıp uyumak, yağmurda yürümek kahverengi sevenler için tahrik edicidir. Ancak şiirsel duyguları öyle bir yapıya sahiptir ki bir tek kötü söz herşeyi mahvedebilir.

GRİ:
Bu renk kararsız kişiler tarafından sevilir. Hiçbir konuda heyecanlanmadıkları gibi renk konusunda da son derece heyecansızdırlar. O yüzden de yorumsuz gölge rengini seçerler. Gri tercih eden erkekler cinselliği sakinleşme aracı olarak görürler. Ne fazlası ne de azı. Kadınlar sevişmez, cinsel ilişkiye girerler. Sadece iki sebepten biri için: Eşlerini memnun etmek ya da hamile kalmak. Sevişme bitene kadar duvar kağıtlarındaki desenleri sayarlar.

MAVİ:
Mavi sevenler harika cinsel partnerlerdir. Sevgi doludurlar, eşlerinin ihtiyaçlarına duyarlıdırlar. Sevişmeyi bir sanat olarak görür ve ilişkilerine zarifçe yaklaşırlar. Mavi seven erkekler piyanistlere benzerler, piyano çalarmış gibi zarifçe sevişirler. Mavi kadınları cinselliklerinin tadını sonuna dek çıkartırlar. Hem kadınlar hem de erkekler önsevişmeden ve ardından gelen birleşmeden hoşlanır. Evlilikte mavi kişi mükemmel bir eştir, dışarıda gözü yoktur.

BEYAZ:
Beyaza tutulmuş insanlar için sevdikleriyle birlikte yatmak sevişmekten daha fazla tercih edilir. Cinsellikten pek fazla hoşlanmazlar. Bu insanların doğasında biraz tutuculuk vardır. Onlar için, Fransız öpücüğü müstehcen bir şeydir ve gün ışığında sevişmek duyulmamış bir olaydır. Beyazı seven kadınlar gizlilik içerisinde soyunur. Erkekler cinsel ilişkiden önce ve sonra mutlaka yıkanır.


alıntıdır

2 Aralık 2007 Pazar

Cinsel IQ'nuzu yükseltin! (buketforum)

Seks hakkında öğrenilen birçok şey yanlış ve kişiyi suçluluk duygusuna sürüklüyor.

Cinsel hayatın zenginleştirilmesi için, Avrupa'da son dönemde tartışılmaya başlanan 'cinsel IQ'nun geliştirilmesi gerektiğine dikkat çeken doktorların, çiftlere önemli önerileri var: Cinsel haklarınızı bilin, vücudunuzu tanıyın, partnerinize karşı saygılı olun.

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Üroloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Halim Hattat, cinsel IQ ile ilgili sorularımızı yanıtladı: Cinsel IQ ne demek, cinsel çekicilik ölçülebilir mi? Cinsel IQ'yu yükseltmek mümkün mü?

Cinsel IQ son günlerde önem verilen cinsellik kavramlarının başında geliyor. Cinsel IQ, kişinin cinsellik hakkındaki bilgi ve şahsi becerilerini, değerlerini, kendini ve özelliklerini kabullenmesini; cinsellikle ilgili haklarını algılayabilmesini ve bu konuları objektif değerlendirmesini gerektiren ve bütün bunları birleştiren bir kavram. Yani kişinin tercihlerini, duygularını, seks sırasındaki kokusu ve çıkarttığı sesler ile vücudunu; cinsel aktivitede limitlerini, yasak olan ve olmayan noktaları ve yaşamak istediği değişiklikleri muhakeme etmesi ve tüm bu faktörlerle kendini kabullenmesidir. Bu nedenle iyi bir cinsel yaşamda önemi ölçülemez. İnsanlar, cinselliği yaşamaya hakkı olduğunu, kendini iyi hissetmeye hakkı olduğunu, başkalarının hoşlandığı şeylerden hoşlanmamaya hakkı olduğunu, normal olma baskısından kurtulabilmeyi, aşırı performans gösterme baskısından kurtulabilmeyi idrak etmelidir. Seks hakkında öğrenilen birçok şey yanlış, eksik veya utanmaya, suçluluğa ve korkulara dayalı olduğu için bunları kişinin beyninde bir süzgeçten geçirerek doğruyu bulma kabiliyeti cinsellikte çok önemlidir. Bu değerleri analiz ederken cinsel haklarımızla ilgili mesajları da iyi muhakeme etmek gerekir. Bu bakımdan da, cinsel zekanın önemli bir etken olduğunu söyleyebiliriz.

Cinsel haklarımız nelerdir?

Basite indirgersek: Herkesin seksten zevk almaya hakkı olması, cinsel fanteziler kurmaya hakkı olması ve bunların size veya bir başkasına zararı dokunmaması ve cinselliğe dair her türlü arayışın doğal olmasıdır. Dürüst ve saygılı olduğunuz sürece, zevk aldığınız şeylerin başkasına zarar vermemesidir. Bu mesajların ışığında, insanların seks sırasında kendi vücutlarını kontrol etmeye, cinselliği denemeye, seks başladıktan sonra dahi fikirlerini değiştirmeye, daha önce yaptığı bir şeyi bu defa kabul etmemeye ve teklif etmeye veya etmemeye hakları olduğunu muhakeme edebilmeleri açısından cinsel zeka son derece önemlidir.

Cinsel IQ artırılabilir mi?

Cinsellikle ilgili becerileri, bilgileri arttırarak, kendine ait olanları, hakları ve cinsel değerleri muhakeme etmeye yönelik geliştirmelerde bulunarak; kişi cinsel IQ'sunu tabii ki arttırabilir. Cinsellikle ilgili beceriler derken, "Vücut nasıl çalışır?", "Yaş ilerledikçe meydana gelen değişiklikler nelerdir?", "Akılvücut ilişkisi nedir?" gibi konuların yanı sıra; cinsel yoldan bulaşan hastalıklar ve cinsel tecrübelerle ilgili konuları özümleme, seksin güzellik veya teknikle değil, fizyolojik tavırlarla ilgili olduğunu kabullenmeyi kast ediyoruz. Kişi uygun doğum kontrol yöntemlerini kullanarak, zevk alma ve partnerine zevk verme konusunda yaşayabileceklerini geliştirerek, cinsellik konusunda kendini ifade etme yollarını araştırarak, cinsellikle ilgili becerilerini geliştirebilir. 3 önemli değeri muhakkak hatırlamak gerekir: Razı olmak, kendine uygun noktalar konusunda dürüstlük ve partnerine karşı sorumluluk. Bu hisleri geliştirmeye yönelik çalışmalar da kişinin cinselliğe bakışını ve cinsel IQ'sunu arttıracaktır.

Cinsel çekicilik vücut kimyasıyla mı ilgili, yoksa görsel bir durum mu?

Seksin vücut görüntüsü ile hiçbir alakası yoktur. Tatmin edici seksi oluşturan pozitif faktörler seks sırasında cinsel istek, tarafların müsaade yeteneği, haklarını değerlendirme yeteneği, cinsellikle ilgili doğru bilgilere sahip olmaları, yeterli heyecanı hissetmeleri ile karşılıklı tensel kokunun birbirine çekici gelmesi olarak özetlenebilir.

Çiftler birbirlerine karşı çekiciliklerini yitirirse bunu tekrar elde etmenin bir yolu var mı?

Tabii ki. Çift karşılıklı çekiciliğini yitirirse tekrar elde edebilir. Önemli olan bunu hangi noktada kaybettikleri konusudur. Tensel uyum ve karşılıklı çekicilik tekrar elde edilebilir.

Evlilik cinselliği tekdüze hale getirip rutinleştirirse ne yapmalı? Evliliğin kaçıncı yılından sonra bu sorunlar ortaya çıkıyor?

Yaş ilerledikçe veya uzun birlikteliklerde cinsel istekte azalma, erkeklerde ereksiyon ve boşalma boşalma problemleri, kadınlarda kuruma problemleri meydana gelebilir. Bu gibi faktörler cinselliği de mecburiyettenmişçesine tekdüze ve rutin hale getirebilir. Bu rutin yaşam, çiftlerin yakın olması, arzularını ve arzulama arzularını muhafaza edebilmeleri, vücutlarıyla barışık olmaları, fantezilerini geliştirebilmeleri, cinsel tercihlerini gözden geçirmeleri gibi hususlarla önlenebilir.

Fanteziler evlilik hayatı için gerekli mi?

Fanteziler, seksle ilgili özgürce düşünmeyi sağladığından, mutlu bir cinsel yaşam için önemlidir. Bu konuda suçluluk hissetmemek gerekir.

Cinsellikte hedef 'skor' mu, yoksa hazza ulaşma mı olmalı?

Çiftlerin bir arada olması, keyifli bir beraberlikleri olması ve beraber zaman geçirmeleri son derece önemlidir. Çiftlere her beraberliğin mutlaka sonuna kadar cinsel birleşmeyi içine alacak şekilde olmayabileceğini anlatmaya çalışıyoruz. Zaman zaman dokunma ve okşamanın getireceği keyfe de ihtiyaç var. Tavsiyem, bu romantik düşünce tarzını da içeren cinselliktir.

İnsan doğası çok eşlilik üzerine kurulu da, toplumsal kurallar mı tek eşliliği zorunlu kılıyor?

Bu konunun temelinde de cinsel IQ var. Kişiler cinsel yoldan bulaşan hastalıkları, rahatsızlıkları düşünerek, partnerinin ve kendinin haklarını ve tercihlerini düşünerek kişiler kendileri karar verebilir.


alıntıdır

Evlilik Cinsel İsteği Neden Köreltir?

Çoğu erkeğe, hayatı boyunca bir kadına bağlanmak ve sadece bir kadınla birlikte olmak ürkütücü gelir. Fakat, buna rağmen günümüzde birçok bilinçli erkek tek eşliliği savunuyor. Evlilik ilişkisinde erkeklerin yaptığı hatalardan biri, gün içinde yaşanan sorunları yatak odasına taşımak. Erkek, gün içinde yaşadığı bütün sorunları eve geldiğinde eşine yansıtıyor. Bu da kadının eşine karşı soğumasına ve yatakta arkasını dönmesine yol açar. Veya erkek her an beyninde gün içinde yaşananları veya yaşanacak olan şeyleri tartışıyor ve dolayısıyla yatakta tatmin edici bir beraberlik kuramıyor. Tabii böyle bir durum sadece erkekler için değil, kadınlar için de geçerli. Çiftler, ilişkilerinde doyurucu bir cinsel hayata sahip olmak için, kendilerine hakim olmayı öğrenmeliler. Yaşamsal sıkıntıları yatağa taşımamak, sadece o ana konsantre olmak, burada en uygun yöntem. Bunları pratik hayata geçirmek çok kolay görünmese de, bir çözüm bulmak gerekiyor. Çözüme gitmenin birinci kuralı da, oturup karşılıklı konuşmak. Çünkü, sorunların konuşdukça azaldığını unutmayın. Ancak konuşma adabınıza da özen gösterin. Birbirinize iyi davranarak, saygılı cümleler kurarak iletişim sağlamanız, hem ilişkinize, hem de kendi iç dünyanıza iyi gelir.

Cinsel gücü artıran bitki ve baharatlar

Cinsel hayatınızı güçlendirmek istiyorsanız aşağıdaki bitki ve baharatlara önem verin!

Tarçın: Hormonları çalıştırır ve cinsel gücü artırır. Bir bardak suya bir kahve kaşığı atılıp çay gibi içilebilir. Sütlü tatlıların üstünde kullanmayabilirsiniz.

* Ay çekirdeği: Cinsel arzuyu artırıyor ama sivilce ve kilolarda da artışa neden oluyor. Birinden birini seçeceksiniz!

* Yulaf ezmesi: Özellikle kadınlarda cinsel isteksizliği giderir. Hormonları düzenler ve vücut direncini artırır. Her sabah sütlü yulaf ezmesinin içine isterseniz ceviz, fındık, antepfıstığı koyabilirsiniz. Bu kuvvetli öğünle gününüzü daha kolay geçirebilirsiniz.

* Üzerlik tohumu: C insel gücü artırır, hamileliği kolaylaştırır. Ezilmiş tohum günde 1-2 gr. bala karıştırılarak yenir veya doğrudan suyla içilebilir.

* Kırmızı ve yeşil acı biber, karabiber: Hep tatlılar bu etkiyi yapacak değil ya, inanamayacaksınız ama acı da cinsel isteği kamçılar...

* Sarmısak: Tüm hormonları çalıştırır. Çiğ olarak yenmesi tavsiye edilir.

* Roka: Yeşil sebzeler içinde bu anlamda en değerlisi rokadır. Yalnız balık yanında değil, salatalarda da kullanmalısınız.

* Zencefil: Tüm vücudu uyarır, bedenen ve ruhen güç kazandırır. Kurabiye ve tatlılarda da kullanılabilir.

* Kekik ve nane: Özellikle kadınlarda bütün kadınlık hormonlarının düzenli çalışmasını sağlar ve vücudu güçlendirir.

* Hardal, kimyon, kişniş: Bütün hormonları çalıştırır ve sinirleri de kuvvetlendirir.

* Vanilya: Hem bedeni, hem de sinirleri güçlendirir, cinsel gücü artırır. Tatlı ve keklerde bol bol kullanılabilir.

* Isırgan tohumu: İşte ufak bir mucize. Bir kilo bal ile 100 gr. ısırgan tohumunu karıştırın ve her gün bir kaşık yiyin. Bomba gibi hissedeceksiniz.

* Arı sütü, bal ve polen karışımı: Bu karışım hem hücrelerinizi yeniler, hem de yaşınız ilerlese de cinsel gücünüzü yerinde tutar.

Cinsel işlev bozuklukları

Cinsel işlev bozuklukları A.Tanımı

Cinsel işlev bozuklukları, cinsel ilgi veya yanıtın normal biçiminin sürekli bozulması durumu olarak tanımlanabilir. Bu tanıma göre daha önceleri, “cinsel sapma” olarak tanımlanan cinsel yönelim bozukluklarından farklı bir gruptur. Yukarıdaki tanımlamanın şu nedenlerden dolayı tatminkar olduğu söylenemez: Birincisi, çeşitli zamanlarda ve farklı insanlarda hatta aynı bireyde farklı zamanlarda cinsel ilgi ve performans spektrumu o kadar geniştir ki, “normal” deyimi neyin normal sayılacağı sorusunu akla getirmektedir. İkincisi herhangi bir bireyin cinsel işlevlerinde bozulma var diyebilmek için o kişi veya partnerinin bir sorun olduğunu düşünmesi gerekir; ancak bu düşünceye arkadaş çevresi, medya, farklı tıbbi görüşler gibi çevresel faktörlerden kolaylıkla etkilenebilmektedirler (Hawton 1989).

Cinsel işlev bozukluğu deyince aklımıza bedensel bir hastalığa bağlı olmayan, kısa bir sürede kendiliğinden düzelmeyen veya kısa süreli de olsa sık tekrar ederek süreklilik kazanmış, transseksüalite ya da homoseksüalite gibi cinsel kimliği ilgilendiren sorunları veya teşhircilik, röntgencilik gibi cinsel eğilim ve dürtü kontrolü sorunlarını içermeyen normal cinsel döngüyü bozan rahatsızlıklar gelmelidir. Bu tanıma örneğin ilk defa geneleve gitmiş aşırı heyecanlı, gitmeden alkol almış, uygunsuz bir ortam ve tavırla karşılaşmış bir delikanlının o gün veya devam eden ve birkaç kez daha ortaya çıksa da sonrasında düzelen sertleşme sorunu dahil edilemez. Ancak o günden sonra bu kaygıyla bir çok ilişkisinde sertleşme sorunu tekrarlıyorsa bu durumda cinsel işlev bozukluğundan söz edilebilir.

B.Cinsel İşlev Bozukluklarının Sınıflandırılması:

DSM IV’de (APA 1994) Masters ve Johnson’un (1966) tanımlamasından değişiklikler yapılarak (uyarılma ve plato evreleri, uyarılma adı altında birleştirilmiştir) ve Kaplan’ın sınıflaması gözönünde bulundurularak cinsel yanıt döngüsü :

1.Cinsel istek 2. Uyarılma 3. Orgazm ve 4. Çözülme şeklinde tanımlanmıştır.

DSM IV’e göre CİB, cinsel yanıtların bu fizyolojik döngüsünde oluşan bozulmalar veya cinsel birleşme aşamasında oluşan ağrıyla karakterizedir ve CİB birden fazla aşamada görülebilir.


İstek aşamasında her iki cinste cinsel ilgi ve istek bozukluğu (CİİB) veya cinsel kaçınma bozukluğu görülebilir. Uyarılma aşamasında kadında cinsel uyarılma bozukluğu, erkekte ise ereksiyon bozukluğu; orgazm aşamasında kadında veya erkekte orgazm bozukluğu (geç veya ağrılı boşalma/boşalamama) ve erken boşalma; cinsel ağrı bozuklukları ise kendisini her iki cinsiyette disparenü veya kadında vaginismus biçiminde gösterebilir. Ayrıca bu işlev bozuklukları birarada da bulunabilirler
Cinsel İşlev Bozukluğu Nedenleri


Organik (bedensel hastalık) nedenler önemli yer tutmaktadır. Ancak organik nedenler genellikle tek başına değil, psikolojik etkenlerle birlikte cinsel işlev bozukluklarının ortaya çıkmasında rol alır. Organik nedenler temelde:

Vasküler (damarsal) nedenler

Hormonal nedenler

Nörolojik nedenler biçiminde sınıflanabilir.



Hawton’a göre (1989) cinsel işlev bozukluklarının psikolojik nedenleri:

Hazırlayıcı (yatkınlaştırıcı) nedenler:

Yasaklayıcı bir biçimde yetiştirilme, bozuk aile ilişkileri, travmatik cinsel deneyimler, yetersiz ve yanlış cinsel bilgiler (cinsel mitler).

Ortaya Çıkarıcı (başlatıcı) nedenler:

Eşler arası ilişkide bozulma, doğum, partnerde CİB, sadakatsızlık, başarısız deneyim, depresyon ve anksiyete, travmatik cinsel deneyimler, yaşlanma, organik hastalıklara tepki, yetersiz ve yanlış bilgiler.

İdame Ettirici (sürdüren) nedenler:

Performans kaygısı, başarısızlık korkusu, partnerin abartılı istekleri, partnerler arasında iletişim bozukluğu, suçluluk duyguları, partnerler arasında çekicilik kaybı, cinsel alan dışındaki ilişkilerde bozulma, yakın ilişkiye girme korkusu, yetersiz ve yanlış cinsel bilgiler, ön sevişmenin kısıtlılığı, depresyon ve anksiyete.
Korku ve Cinsel YaşNormal koşullarda insandaki cinsel dürtü öylesine doğal ve kendiliğindendir ki, henüz evlenmemiş veya bir eşle ilişki kurmamış insanların çoğu, başarılı ve doyurucu bir cinsel birliğin otomatik olarak gerçekleşeceğini sanırlar. Oysa cinsel faaliyet çok hassas bir mekanizmadır: kolayca arızalanabilir. İnsanın doğal dürtülerinden biri olan cinsel istek, normal koşullarda, bir uyarıcıyla karşılaştığında kendiliğinden ortaya çıkar ve herhangi bir engele takılmadığı takdirde orgazmla sonuçlanır. Wilhelm Reich'ın dediği gibi, doğal ve sağlıklı bir cinsellik kişinin hiç bir iç yasaklanma duymaksızın cinsel heyecana kendini bırakabilme yetisidir. Bu, içgüdüsel bir faaliyettir ama sanıldığı gibi otomatik değildir; bazı psikolojik koşulları vardır. Bu koşullar olmadığında en kışkırtıcı görüntüler bile
kişilerde gerekli cinsel tepkileri doğurmayacaktır. Çünkü bunların eksikliği, insan gövdesinde, cinsel ilişki için gerekli olan fizyolojik dönüşümlerin gerçekleşmesini önleyecektir. Diğer yandan, insanlarda, cinsellik gibi temel dürtülere müdahale eden, bunların işlenmesini önleyen ikincil dürtüler de bulunmaktadır. Bu dürtüler, toplumsal yaşamda doğal cinselliğin bastırılmış olmasından kaynaklanmakta ve insanın haz duyma kapasitesini sınırlamaktadır. Bu ikincil dürtülerin en iyi örneği "korku" dur. Genellikle korkuyla cinsel ilişki birbirine ters düşer. Ani bir korku insan vücudunda adrenalin salgılanmasına yol açar. Bu madde, insana tehlikeye karşı koyabilmesi için gerekli olan enerjiyi sağlar ama, cinsel isteği de söndürür. Bir yandan da savunma refleksleri, kanın sindirim ve üreme organlarından çekilip kol ve bacak kaslarına dolmasına neden olur. Böylece insanın "savaş organları" güçlenir, ama cinsel organları büzülür: birleşme olanaksızlaşır. Korkunun cinsel arzuları öldürmesi gerçekte çok anlaşılabilir bir durumdur. Çiftleşme anı, canlının dış tehlikelere karşı en açık, en korunmasız olduğu andır. Böyle bir durumda canlı çiftleşmeyi sürdürecek olsa, hayatta kalması olanaksızlaşabilir. Yüzbinlerce yıl önce vahşi bir ormanda bir insan çiftinin sevişmekte olduğu ve çevrede de aç bir aslanın dolaştığı düşünülürse; kuşkusuz, birleşme eyleminin yarıda kesilmesi gerekecektir. Böylece, tarih içinde, korkunun cinselliği bastırması insanda yerleşik bir refleks mekanizması haline gelmiştir. Bu sadece "Vahşi aslan" türünden somut ve dıştan gelen tehditler için değil, kaynağı daha belirsiz, bulanık psikolojik tehlike ve endişeler için de geçerlidir. Kaynağı ne olursa olsun, korku, şiddetli sıkıntı ve kaygı duyguları, insanları cinsel uyarılara karşı genellikle duyarsızlaştırır. Çocukluk yıllarında veya ergenlik döneminde herhangi bir nedenden ötürü kadınlara karşı korku beslemiş bir insan, ilk cinsel deneyinde de bu sıkıntılı duyguyu üzerinden atamadığı için büyük bir olasılıkla başarılı olamayacaktır. Erkeklerde ereksiyonun gerçekleşmesini veya orgazma ulaşılmasını, kadınlardaysa aynı şekilde dölyolunun nemlenmesini ve orgazma varılmasını önleyen bazı korkular oldukça basit ve yüzeyseldir. "Bu gece penisim sertleşecek mi?" gibi bir kaygı, birçok erkeğin geçici olarak iktidarsız kalmasına neden olmuştur. Ancak, bu gibi cinsel korkular, insanın kendisi tarafından tahlil edilebildiği için çoğu zaman geçicidir. Buna karşılık, kaynakları ve nedenleri kişinin kendisince bilinemeyen bazı daha derin korku ve kaygı duyguları için bir psikologa başvurulması gerekebilir.

Cinsel Tiksinti Nedir?

Cinsel Tiksinti Nedir?

Devamlı olarak veya tekrarlayıcı olarak cinsel birleşmeden çok fazla miktarda tiksinti duyarak, cinsel ilişkiden kaçınma halidir. Bu durum kişide yoğun bir gerilim ya da sosyal ilişkilerde güçlüklere yol açar. Bu teşhisin konması için bu durumun başka bir psikiyatrik bozuklukla net bir ilişkişinin olmaması gerekir.

Kişi cinsel ilişki söz konusu olduğunda kaygılanır, tiksinir ya da korku duyar. Bu iğrenme hali cinsel birleşmenin herhangi bir anına ilişkin olabilir. Bunlar sperma ( cinsel birleşme sırasında boşalan sıvı materyal ) ile ilgili ya da cinsel kasılmalar ve cinsel organların temas etmesi gibi farklı durumlara yönelik olabilir. Bazı vakalarda öpüşmek ve ten teması dahi bu durumu oluşturabilir.

Bu rahatsızlığı olan kişiler o anda bas dönmesi, mide bulantısı, sıcak basması, terleme, çarpıntı, nefes darlığı, baygınlık gibi yakınmalarla panik nöbetleri yaşayabilirler. Bu durumdaki kişiler durumdan kaçınmak için eslerinden çeşitli bahanelerle uzak durarak, erken yatabilir, aşırı bir çalışma temposu içine girebilir, evde kalma surelerini kısıtlayabilir ya da alkol-madde kullanımına başlayabilirler.

Tedavide başlangıçta imajinasyon yöntemleri ve bazen ilaç tedavileri ile kaygının azaltılması ile psikoterapi sürdürülür.

Cinsel istekte azalma

Cinsel istekte azalma

Bireyde devamlı olarak ya da ara ara tekrarlayan dönemler halinde cinsel fantezi kurmak ve cinsel eylemde bulunmak yolunda isteğin az ya da hiç olmaması halidir. Bu durum kişide önemli bir miktarda gerilim, sorun ya da kişiler arası ilişkilerde güçlüklere yol açar. Bu sorun başka bir psikiyatrik hastalığın etkisine bağlı olmayıp, asal olarak bir madde, ilaç ya da başka bir vücutsal hastalığın doğal etkilerine bağlı olmamalıdır.

Bu durumdan etkilenen kişiler genellikle cinsel aktiviteyi kendileri başlatmazlar, karşı tarafın başlatması halinde ise isteksizce eşlik edebilirler. Eşlerinin baskısı ile cinsel eylemin miktarını , başka nedenlerle ( eslerinin kendilerini terk etmemesi, hediyeler alınması, kendilerine değer verilmesi gibi amaçlarla) arttırabilirler. Bu kişilerin düzenli cinsel aktivitelere isteksizlikleri nedeniyle evlilik ya da arkadaşlıklarında bozulmalar, boşanmalar görülebilmektedir. Bu bireylerde eşini görünüm ve duygusal olarak itici olarak algılama da görülebilmektedir .

Cinsel istekteki azalma uyarılma ya da orgazm sorunları tarafından oluşturulmuş da olabilir. Bazı kişilerde istek aşamasında bozukluk varken, diğer aşamalar normal de olabilir.

Bu durumu olan erkeklerde bir araştırma sonucuna göre daha düşük testesteron düzeylerine rastlanmıştır. Araştırmalara göre beş kişiden birinde bu durum mevcut olup, kadınlarda daha çok rastlanmaktadır.

İstek azlığı kişinin cinsellik hakkındaki bilinç dışı korkularından kendini korumak üzere geliştirdiği bir savunma mekanizmasıdır. Bu durum uzun suren stres, kaygı ve depresyona başka vücutsal hastalıklara bağlı olarak ta gelişebilmektedir. Uzun sure cinsel aktivitenin olmaması da cinsel istek bozukluğuna yol açabilir. Ayrıca bozulan bir ilişkiye karşılık olarak ve bir öfke- düşmanlık ifadesi olarak ta karşılaşılabilir.

Cinsel istek azlığının gelişmesine yol açabilecek etkenler arasında biyolojik dürtünün olmaması, yeterli özgüvenin yokluğu, cinsel acıdan geçmişteki kötü deneyimler, tacizlerin varlığı,uygun bir esin olmaması, es ile cinsellik dişi alanlarda iyi bir iletişimin olmaması sayılabilir.

Rahatsızlık genellikle erişkinliğe geçiş döneminde başlar

Tedavide bilişsel, davranışçı tedavi ve aile terapisi kullanılır.

Cinsel Ağrı Bozukluğu

Cinsel Ağrı Bozukluğu

a-) Disparoni:


Kadın ya da erkekte cinsel ilişki esnasında devamlı ya da tekrarlayıcı bir şekilde cinsel organ bölgelerinde ağrının olması durumudur. Bu durum kişide önemli bir gerilime ve karşısındakilerle ilişkilerinde güçlüklere yol açar. Bu sorun başka bir psikiyatrik, vücutsal hastalık ya da maddenin etkilerine bağlı olarak gelişmemiş olmalıdır.

Bu sorun daha çok ilişki sırasında olsa da bazı kişilerde ilişki öncesi ya da sonrasında da görülebilmektedir. Ağrının derecesi ve niteliği kişiden kişiye değişebilmektedir. Bu durum nedeniyle kişiler cinsel ilişkilerini kısıtlayabilir, içe kapanabilir, evlilik yaşantılarında sorunlarla karşılaşabilirler.

Disparoniye yol açan psikolojik etkenler:
Cinsel tecavüz travması ya da çocukluk çağında cinsel tacizler yaşayanlarda devamlı suretle cinsel bölgede ağrı daha çok gözlenmiştir. Kişide cinsel ilişki ile ilgili gerilim ve endişe var ise bu da vajina kaslarında kasılmaya neden olarak ağrıya yol açmaktadır. Ağrı oluştuğunda esin cinsel aktiviteye ısrarla devam etmesi ya da esin cinsel ilişkiye hazır olmadığı durumlarda cinsel ilişki için ısrar durumlarında ağrı durumu artma göstermektedir.

Disparoniye yol açan vücutsal hastalıklar:

Kadınlarda cinsel bölge çevresine yönelik ameliyatlar sonrasında % 30 oranında ,geçici bir sure için bu sorunun oluşabildiği gözlenmiştir. İltihaplanmış ya da zarar görmüş kızlık zarı artıkları, doğum kesikleri izleri, cinsel bölgeye salgı yapan bezlerin hastalıkları, vajina ve civarı dokuların enfeksiyonları, endometriozis ve pelvis (alt karin bölgesi) bozuklukları sayılabilir. Ayrıca menapoz sonrasında da vajina yüzey dokusunun incelmesi ve ıslanmanın azalması nedeniyle disparoni oluşmaktadır. Erkeklerde ise daha nadir olup, prostat bezi iltihapları, peyroni hastalığı, gonore ya da herpes hastalıkları sonrasında oluşabilmektedir.

Vaginismus:
Vajinanın kas dokusunun 1/3 dış kısmına ait kas grubunun cinsel birleşmeyi önleyecek düzeyde devamlı olarak ya da belli aralıklarla tekrarlayarak , kişinin isteği dışında kasılması durumudur. Bu durum kişide önemli bir gerilime ya da karşısındakilerle ilişkilerinde güçlüklere yol açar. Bu durumun başka bir psikiyatrik ya da vücutsal hastalığa bağlı olmaması gerekmektedir.

Bazı kişilerde cinsel birleşme olmadan, cinsel aktivite olacağı düşüncesi bile bu durumu oluşturabilmektedir. Kişide cinsel birleşme olmadan cinsel istek ve orgazm yetileri normal durumda devam edebilir. Bu durumda bazı kişilerde cinsel ilişkiden kaçınma ve evlilik sorunları gözlenebilmektedir.

Kimlerde görülür?
Daha çok genç kadınlarda görülmektedir. Cinsel taciz yaşantısı olanlarda , cinsellik konusunun tabu olarak kabul edildiği ailelerden gelenlerde gözlenmektedir. Evlilik öncesi, ilk gece hakkında çevreden duyulan abartılı korkutucu sözlerin etkisi olduğu düşünülmektedir. Daha çok eğitimli ve sosyoekonomik düzeyi yüksek kişilerde görüldüğü yolunda yayınlar bulunmaktadır. Daha önce herhangi bir sebeple ameliyat edilenlerde ya da vücutsal travma geçirip, yaralananlarda daha sonraları cinsel ilişki ile bu durumun oluşabildiği gözlenmiştir. Ayrıca kişi duygusal olarak karşısındaki kişi tarafından baskılandığını, kötü davranıldığını düşünüyorsa bu da bir şekilde vücudun kendini savunması seklinde kendini gösterebilmektedir.

Tedavi:

Davranışçı tedavi ve psikoterapi ile rahatsızlık normale dönmektedir. Başlangıçta kişinin kendi başına yapacağı ev ödevleri , daha sonra eşi birlikteliğinde devam ederek, eşler arasında karşılıklı güven ortamının sağlanması ile düzelmektedir.




Cinsel gelişim doğumdan ergenliğe

Bel soğukluğuna neden olan gonokoklar

Bel soğukluğu Gonore

Neisseria gonorrhoeae (gonokok) adı verilen bakterinin yol açtığı bir enfeksiyondur. Cinsel yolla bulaşan hastalıkların en sık görülenidir.

A.B.D.'de her 30 saniyede bir kadının bel soğukluğuna yakalandığı ileri sürülmektedir. Bu kişiler 3-5 gün süren kuluçka dönemi süresince ileri derecede bulaştırıcı olmaktadırlar. Gonoreli bir erkek ile ilişki kuran her kadın enfekte olmaz. Sadece %60-90 kadında enfeksiyon gelişir. Kadından erkeğe bulaşma ise daha zordur.

Gonoreli bir kadınla ilişkide bulunan erkeklerin %20-40'ı enfekte olur.

Kadınlarda en çok rahim ağzında yerleşir.

Dokuların yapısı nedeni ile vajina dokusunda gonore bakterisi yerleşemez. Rahim ağzı (serviks) dışında sırasıyla ürethtra ve vajinanın hemen girişinde her ki yanda yer alan bartholin bezlerini tutar. Kadınların %80'inden fazlası asemptomatik kalır yani hiçbir belirti olmaz. Bu kuluçka döneminin değişken olabileceğinin belirtisidir. Gonoreye neden olan diplokoklar
Bel soğukluğuna neden olan gonokoklar

Belirtileri
Bel soğukluğunun en sık yarattığı yakınma vajinal akıntıdır. Bu akıntı sarı-yeşil renkli ve kötü kokuludur. Sümüğümsü bir yapısı vardır. Beraberinde nadiren kaşıntı da olabilir. Bu tabloya idrar yaparken yanma da eşlik edebilir. Akıntıdan sonra en sık görülen yakınma ise kasık ağrısıdır.Genelde her iki tarafta da ağrı olur. Öğleden sonra ve akş** çıkan ateş görülebilir. Bartholin bezi tutulmuş ise vajina girişinde oldukça ağrılı bir şişlik yani bartholin absesi olabilir. Mikroorganizma kan dolaşımına geçer ise eklemlerde de enfeksiyona neden olabilir.Eklem ağrıları ve şişlikleri görülür. Tek bir eklemde belirtiler olmaz. Ağrılar gezici tiptedir. Bir eklem düzelir belirtiler bir diğerinde başlar. Buna gezici eklem ağrıları adı verilir. Nadiren gonokoka bağlı boğaz enfeksiyonları gelişebilir. Doğum esnasında anneden bebeğe geçerek yenidoğanın gözlerinde konjuktivite yol açabilir.

Gonorenin en önemli komplikasyonu pelvik iltihabi hastalıktır. Enfeksiyonun tüplere ve yumurtalıklara kadar ilerlemesidir. Kısırlık dahil pekçok komplikasyon yaratır.

Tanı Servikal ve vajinal akıntının incelenmesi ile konur. Vajen kültürü alınmasının en faydalı olduğu durum gonoredir. Kültürde gonokokların üretilmesi tanı için yeterlidir.Klinik olarak tanı konmuş olsa bile bunun kültür ile doğrulanması gerekir.

Tedavi
Bel soğukluğu tedaviye son derece duyarlı bir hastalıktır. Antibiyotik tedavisi ile genelde iyileşme sağlanır. Antibiyotik kullanımından bir hafta sonra kültürler tekrarlanarak enfeksiyonun geçtiği teyid edilmelidir



Birleşmenin uzatılması

Sevişme çoğu zaman erkeğin orgazmıyla sonuçlanan kısa ve mekanik bir edimdir. Oysa erkeğin sevişme sırasında heyecan ve tepkilerini kontrol ederek birleşmeyi uzatması gerektiği düşüncesinin de oldukça eski bir tarihi vardır. Hindu dininde, meninin en yüksek coşkunun maddi karşılığı olduğu düşünülür. Bu nedenle erkeğin mümkün olduğu kadar az meni harcamasına dikkat edilir. Hindu dininin bazı kollarında da, erkeğin cinsel perhizden çok, birleşmede kendini kontrol etmesine ve boşalmadan kaçınmasına dikkat edilir. Bu dinin yetenekli sahiplerinin, birleşme sırasında meni akışını tersine çevirdiği ve vücutlarına geri akan meninin kendilerine hayati bir güç kazandırdığı ileri sürülmektedir.
Bununla birlikte, fizyologlar, dışa meni akmaksızın gerçekleşen bu orgazmda meninin aslında idrar torbasına aktığını ve bunun da esas olarak idrar borusu üzerinde basınç uygulanmasıyla meydana geldiğini belirtmişlerdir. Ne olursa olsun, bu "iç boşalmanın" erkekte orgazmın uzamasına yardım ettiği bilinmektedir. Ne var ki, bu tür tekniklerin öğrenilmesi ortalama yirmi yıl almakta ve insan ustalaştığında artık cinsel yaşamdan asıl zevk alacağı gençlik ve orta yaşlılık yılları geride kalmış olmaktadır.
Batı toplumlarında da cinsel birleşmeyi uzatma teknikleri geliştirilmiştir. Ondokuzuncu yüzyılın ortalarında ABD'de New York eyaletindeki Oneida komününün üyeleri, carezza adıyla bilinen bir yöntem oluşturmuşlardır. Oneida topluluğunda her erkek topluluktaki bütün kadınlarla evli sayıldığından ve bu da topluluğun nüfusunun aşırı artmasına yol açabileceğinden, komün yöneticileri, hem bir doğum kontrol yöntemi hem de bir haz tekniği olarak carezza'yı ortaya atmışlardır. Carezza, İtalyanca "okşamak" sözcüğünden gelmektedir. Bu tekniğin yardımıyla erkekler, orgazma ulaşmaksızın bir saat süreyle sevişirken, kadınlar da rahatça birkaç kere orgazm yaşayabilmektedir. Komünün ilkelerine göre, belli bir süre içinde yeterli kontrolu sağlayamayan erkekler, topluluktan uzaklaştırılmaktadır.
Ünlü Penthouse dergisinin cinsel sorunlar danışmanı Xaviera Hollander, boşalmayı geciktirmek ya da bütün bütün engellemek için erkek ve kadının , Hollander'in kendi uzun deneylerinden çıkardığı bazı kurallara dikkat etmeleri gerektiğini söylemektedir. Penis bir kez dölyoluna bütünüyle girdikten sonra, orgazmı geciktirmek güçleşmektedir. Hollander, erken ya da hızlı boşalmanın yalnızca erkeklere özgü bir sorun olduğunu, bu yüzden bundan kaçınmak isteyen erkeğin sevişmede "erkeksi" rolden sıyrılması gerektiğini belirtmektedir. Bunun için, erkeğin tek bir "hedefe" orgazma yönelik sevişmeden vazgeçmesi ilk koşuldur: erkek, tıpkı henüz cinsel birleşmede bulunmaya cesaret edemeyen ama "necking" ve "petting" yoluyla koitus öncesi cinsel temastan azami zevki elde etmeye çalışan 16 yaşındaki bir çocuk gibi davranmalıdır. Penisi dölyoluna sokmak yerine, klitorise ve dölyolu ağzına ya da eşinin kalçalarına ve göğüslerine sürtmelidir. Bu sürtünmeden sonra, penisin sadece başını dölyoluna sokmalıdır. Bunun bir kaç kez, erkeğe bir kontrol ve güven duygusu gelinceye kadar tekrarlanması zorunludur:
bu, kadını çoşkulandırırken erkekte tam tersine "serinkanlı ve kendini tutabilen bir aşık" olduğu duygusunu uyandıracaktır. Kadın penisin bütününü içine çekmek istediğinde de erkek buna izin vermemeli, penisini dölyolundan çekmelidir. Böyle uzun bir uyarılma süresinden sonra, erkek penisini bütünüyle dölyoluna sokabilecektir ama, bu aşamada da sert bir giriş yapmaması ve dölyolu içinde ileri-geri gidip gelmemesi gerekir: penis, uzunca bir süre, dölyolu içinde hareketsiz kalmalı ve eşler el, ağız, ayak yoluyla sevişmelidir. Bundan sonra penis yine yavaşça dışarı çekilmeli ve aynı hareketler tekrarlanmalıdır. Bu süreç, kadını daha da coşkulandırdıkça, erkeğin kendi sabır ve kontroluna olan güveni de aynı oranda artacaktır. Ancak Hollander'e göre, bu tür tekniklerden de önemlisi, kişilerin kendilerini orgazma zorlamaktan vazgeçmeleridir: "ön-oyunlara başladığınız andan itibaren, okşamalarınızı tüy gibi hafif tutun. Bu, hareketlerinizdeki erkeksi aceleciliğin ortadan kalkmasına yardım edecektir" Hollander, kadının da penis içindeyken kıvrılmaktan, ritmik hareketlerden mümkün olduğu kadar kaçınmasını önermektedir; özellikle, bir çok kadının hem de büyük bir güçlükle öğrendiği dölyolunu kasma ve sıkma hareketleri bir yana bırakılmalıdır.
Cinsel haz süresini uzatmasına rağmen Carezza tekniği de bir çok yönden eleştiriye uğramaktadır. Erkeğin menisini tutmasının ruhsal ve bedensel sağlığını olumsuz yönde etkileyeceği düşünülmektedir. Carezza; sinirliliğe, prostat rahatsızlığına, idrar yolları hastalıklarına yol açabilecektir. Carezza yandaşları ise, tam tersini ileri sürmektedirler: zaman zaman uygulanan bir uzatma tekniği, erkeğe zindelik vermektedir. Üstelik, her erkek de carezza'yı sürekli olarak uygulayamayacağı için zorunlu olarak boşalma yaşayacak ve bu da birikmiş meninin vücuttan atılması için yeterli olacaktır. Bunun dışında daha fazla boşalma zaten fiziksel olarak gerekli değildir. Günümüzde cinsel eşitlik savunucuları da carezza 'nın yararlarına giderek inanmaktadır, bu teknik, erkeğin cinsel duygu ve deneylerinin kadınınkine daha çok yaklaşmasına, benzemesine olanak vermektedir, çünkü Carezza tekniğini geliştiren erkekler, cinselliği sadece üreme organlarında yaşamak yerine, tıpkı kadınlar gibi tüm vücutlarında duyacaklardır. Erkeğin cinsel tepkisinin "lokal" niteliğinin bu şekilde aşılması, onun her seferinde orgazm olmasını önleyeceği gibi, duyacağı hazzın da saldırgan öğelerden arınmasını sağlayacaktır.
Ancak, burada gözden kaçırılmaması gereken bir nokta daha vardır: birleşmeyi uzatmak için carezza uygulayan erkek bazan aşırı dikkatli, aşırı kontrollu davranır; sevişmenin vazgeçilmez boyutu olan kendiliğindenlik, bu aşırı bilinçli teknik yüzünden tamamıyla kaybolur. Bunu farkeden, eşinin zevk almak yerine kendisine zevk vermeye çalıştığını, kendisiyle birlikte cinsel coşkuya katılmak yerine bir "labora
tuvar deneyini" dışarıdan seyreder gibi davrandığını gören kadının da heyecan düzeyi düşer. İşte bu durumda, elinden gelen herşeyi yaptığına, en "çıldırtıcı teknikleri" uyguladığına inanmış olan erkek, eşinin tepkisiz kaldığını görünce onu "soğuklukla" suçlamaya başlar. Sonuçta, eşinde gidermeye çalıştığı heyecansızlık ve soğukluğa kendisi yol açmış olur. Öyleyse, cinsel doyumun ikinci kuralının uzatma tekniklerinde de geçerli olduğunu unutmamak gerekir: insan, sevişme sırasında kendisinin zevk almadığı birşeyi yapmaktan mümkün olduğu kadar kaçınmalıdır.
Wilhelm Reich'a göre, cinsel birleşme eylemi iki aşamaya ayrılır: birinci aşama, heyecanın ve uyarılmanın irade olarak kontrol edilebildiği aşamadır. İkincisiyse, cinsel coşkunun artık iradi olarak kontrol edilmediği, bütün vücudun iradesiz kasılmalarla orgazm noktasına ulaştığı aşamadır. Sevişmenin uzatılması birinci aşamada hem olanaklıdır hem de uyarımı ve hazzın artmasını sağlayacaktır. Buna karşılık, ikincisinde cinsel edimin yarıda kesilmesi ya da durdurulması insana son derece tatsız bir duygu vereceği gibi, vücutta ve özellikle kasıkta, cinsel organlar bölgesinde ağrılara da yol açacaktır.
Reich, iradi kontrol aşamasında, penisin dölyolu içinde hafif, yavaş ve kendiliğinden sürtünmesinin de hazzı azamileştirmek için en uygun yol olduğunu söylemektedir. Kuşkusuz, bu aşırı bilinçli ve kontrollü bir biçimde değil oldukça kendiliğinden ve herkesin daha önceki deneylerine göre değişen bir tarzda yapılmalıdır. Bu aşamada, sürtünmenin durdurulması da zevkli bir duygu uyandıracak ve birleşmenin uzamasını sağlayacaktır. Hareketsiz kalındığında uyarılma ve heyecan biraz azalacak ama bütünüyle kaybolmayacaktır. Penisin dışarı çekilmesi de acı vermeyecektir; ama bunun bir süre hareketsiz kalındıktan sonra yapılması doğru olur. Bundan sonra sürtünmeye yeniden başlandığında, heyecan ve uyanma, daha önce bırakılan noktanın da üzerine çıkacak ve üreme organlarından tüm vücuda yayılacaktır. Bunu, kişilerin tercihine göre uzun ya da kısa tutmak olanağı vardır. Ancak, sürtünme sürdürülürse, artık kontrolun mümkün olmadığı bir noktaya gelinecektir.
Gerçekte, kadınla erkeğin orgazm süreleri arasında sanıldığı kadar büyük bir fark yoktur. Mastürbasyon yapan kadınlar ortalama 4 dakikada orgazma ulaşırlar; bu süre erkeklerde de ortalama 2-4 dakikadır. Aralarındaki fark, uyarıldıktan ve heyecanlandıktan sonra orgazma ulaşma sürelerinde değil, uyarılma hızlarında yatmaktadır. Erkek, kadından daha çabuk heyecanlanır, her an uyarılmaya hazır gibidir. Kadının uyarılmasıysa biraz daha vakit alır. İşte erkek de bu noktada sabırlı, düşünceli ve
yaratıcı olmak zorundadır. Kuşkusuz burada erkeğin dayanacağı başlıca "esin kaynağı" kendi deneyleri ve özellikle eşiyle birlikte yaşadığı cinsel coşku anlarıdır. Hiç bir kadının ve hiç bir erkeğin cinsel tepkileri birbirinin aynı değildir. Bu nedenle, birleşmeyi uzatmak isteyen bir erkeğin, kendi cinsel tepkilerini tahlil etmiş olmanın yanısıra, eşini de iyi tanıması gerekir. Bununla birlikte, uyulmasında yarar olan bazı genel kurallar da vardır,. Bunlardan en basiti, "duruşlar"la ilgilidir: erkeğin üstte kadının altta bulunduğu duruş erkeğin çok hızla uyarılmasına ve boşalmasına neden olur. Kadının üstte olduğu duruşlar, ya da daha iyisi, yan yana duruşlar erkekte orgazmı biraz daha geciktirebilmektedir.
Yine Hint kültüründe geliştirilmiş yararlı bir teknik de pranayama'dır. Bu, soluk almanın kontrol edilmesi demektir. Zamanla geliştirilebilecek olan bu teknik, yürek atışlannın kontrol edilmesini de
beraberinde getirmektedir ki, bu bedensel mekanizmaların her ikisi de kişinin cinsel uyarılma ve heyecan düzeyi ile yakından bağıntılıdır. Erkek, yavaş ve hafif soluk almaya çalışmalıdır. Bu bütün vücudun rahatlamasını ve gevşemesini sağlayacak ve doğruca cinsel organlara ve orgazma yönelik bir sevişmenin "acilliğini" kısmen giderecektir.
Çiftin birleşmeyi uzatmasına, ortak mutlulukları için vazgeçilmez bir zorunluluk olarak değil, tadılması gereken bir zevk, bir çeşni olarak bakmak gerekir. Başlı başına bir amaç olarak alınan cinsel atletizm de giderek heyecansızlaşır, kısırlaşır. Böyle bir durum, erkeğin zevk almaktan çok, eşine zevk vermeyi amaçladığını gösterir ki, bu da çok tek yanlı bir doyum biçimidir. Bu tür erkekler için kadının her orgazmı, kendi başarı hanelerine kaydedilen bir puandır. Böyle bir durum,erkekte cinsel yeterlilikten çok cinsel kaygı ve güvensizliğin belirtisidir.

Andropoz neler yapılmalı ?

Andropoz neler yapılmalı ?

Kadın cinsel hormonu belli bir yaştan sonra sıfıra iniyor ve menopoz denilen bu durumda eksik hormonun yerine konması uygulamada olan bir yaklaşım. Erkekte de hormon seviyelerinde bir değişiklik söz konusu. 45-50 yaşından itibaren erkeklik hormonu olan testosteron yanında böbreküstü bezinden salgılanan aynı yapıdaki hormonlar devamlı bir düşüş gösteriyorlar, ama hiç bir zaman bu seviye, ileri yaşta bile, sıfır olmuyor. ' Andropoz ' olarak da adlandırılan bu durum, cinsel fonksiyonun gerilemesi yanında, cinsel arzu ve zihinsel fonksiyonlarda da düşmeye neden oluyor. Ayrıca yorgunluk hali ve uyku problemleri duygusal değişiklikler, iktidarsızlık, depresyon, libido(cinsel güç)azalması, osteoporoz, meni kalitesi ve kaslarda olumsuz etkiler, yine erkeklik/androjen hormonlarının eksikliği, vücut yapısı değişikliğine sebep olarak bilhassa karında 10-15 kg yağ tutulmasına yol açıyor.

Ortalama yaş** süresi uzadığı için yaşlanmaya bağlı sorunların artacağı ve andropoza bağlı problemlerin artması, geliştirilen tedavi yöntemleri dikkat çekiyor.

Türkiye ‘de 40 ile 70 yaş arasındaki erkeklerin yüzde 52'sinde cinsel performansta ve istekte azalma olduğu, ancak doktor başvurusunun azlığına bağlı bu rakamların gerçeğin oldukça altında kaldığı tahmin edilmektedir.

Tüm bu bulguları özetlersek erkeklerde ilerleyen yaşa bağlı görülen fiziksel ve zihinsel değişikliklerin, androjen hormonlarının azalmasıyla birlikte bir klinik tabloya dönüşmesidir.

Bu klinik tablo şu belirtileri içerir:

1. Seksüel fonksiyon ve istek azalması, özellikle sabah ereksiyonlarının kalitesinde düşme,

2. Entelektüel kapasitede azalma, konsantrasyon kaybı, yorgunluk, kızgınlık ve depresyon,

3. Kas kitlesinde ve gücünde belirgin azalma,

4. Kemik mineral yoğunluğunda azalma (osteoporoz),

5. Organ yağlanmasında artış.

Andropoz terimi yaygın kullanımına rağmen çok doğru bir tanımlama değildir. Kadınlarda menopozla birlikte üreme özellikleri tamamen ve akut olarak bitmesine karşın, erkeklerde üreme kapasitesi ilerleyen yaşa rağmen devam edebilir. Bu bağlamda "yaşlanan erkeklerde androjen eksikliği 'andropoz'a göre daha doğru bir tanımdır.

39- 70 yaşları arasındaki erkeklerde, serum serbest testosteron seviyelerinin yılda yaklaşık %.1.2 oranında düştüğü gösterilmiştir.

65 yaş üstü erkeklerin yaklaşık %25-50'sinde biyo-yararlanılabilir testosteron düzeylerinde düşüş gerçekleşmekte ve androjen replasman (eksik hormonun yerine dışarıdan yapay olanı verme) tedavisi gerektirecek belirtiler ortaya çıkmaktadır. Elbette yaştan bağımsız olarak, genetik bozukluklar, şişmanlık, çeşitli hormonal dengesizlikler (büyüme hormonu, tiroid hormonları, insülin), alkol, stres ve kronik hastalıklar da kan testosteron düzeylerinde düşmeye sebep olabilmektedir.

Androjenler ve etkilediği organlar

Androjenler %90'ı testislerden , %10'u böbrek üstü bezlerinden salgılanan ve vücutta değişik oranlarda biyolojik etki gösteren steroid yapıda 5 hormondur. Bunlar, testosteron, dihidrotestosteron, androstenedion, DHEA ve DHEA-S'dır.

Androjenlerin etkileri, daha anne karnındayken başlar ve çocuğun dış cinsel organlarının gelişmesini sağlar. Ergenlik döneminde sekonder seks karakterlerinin gelişmesini ve daha sonraki yıllarda da cinsel arzu, ereksiyon ve sperm yapımı gibi üremeye yönelik fonksiyonlarını sürdürürler. Erkek üreme sistemi ve sekonder seks karakterlerinin gelişimine olan etkileri androjenik etkiler olarak bilinir Ereksiyon(penisin sertleşmesi) mekanizmasının her basamağında rol alırlar. Özellikle gece ereksiyonlarını ve seksüel davranışları düzenler, kas, kemik, sinir sistemi, prostat, kemik iliği gibi organlarda da etki yaparak osteoporoz, ve kas gücüne olumlu etki ederler. Diğer yandan tüm yaş** boyunca bilişsel fonksiyonların gelişiminde rol oynarlar. Vücutta azot tutulumunu sağlayarak, kas ve kemik oluşumunu indüklerler(arttırırlar). Ayrıca bu hormonların kan hücrelerinin yapımı ve serum lipid düzeylerine etkileri de kanıtlanmıştır. Büyüme ve organlardaki bu etkileri ise anabolik (arttırıcı)etkiler olarak tanımlanır.

Androjenlerin ereksiyondaki rolü kesin sınırlanamamıştır, günümüzde belli bir eşik değer üstündeki serum androjen düzeylerinin normal cinsel fonksiyon için yeterli olduğu varsayılmakta, ancak bu eşik değer ile ilgili çelişkili görüşler öne sürülmektedir.

İnsanlarda, serum androgen düzey düşüklüğünün (hipogonadizm) hemen her zaman libido (cinsel istek)azalması ve özellikle gece ereksiyonlarının sertliğinde ve sıklığında azalma ile beraber olduğu bilinmektedir. Bu hasta grubunda, testosteron tedavisi ile bu şikâyetler düzeltilebilmektedir.

Deneysel hayvan modellerinde de, androjenlerin, moleküler düzeyde ereksiyonun her aşamasında rol aldığı gösterilmiştir. Ereksiyon, penise gelen kan akımının artması, giden kan akımının ise azalması ve penis içi basıncının artması ile gerçekleşir. . Androjenlerin penis kan dolaşımı üzerine etkileri, gelen kan akımının artması ve giden kan akımının azalması şeklindedir. Bunu penis düz kaslarına, tunika albugineanın (penis kılıfı) fiziksel özelliklerini ve damarlara etkisi ile sağlar.

Deneysel çalışmalar, androjenlerin beyinde, hipotalamus düzeyinde hormonları uyararak ereksiyonda rol alan ajanların salgılanmasını düzenlediğini ortaya koymuştur. Ayrıca omurilikte de androgen reseptörlerinin varlığı gösterilmiştir. Androjenler penis düzeyinde de bu organın otonom sinir sistemine , damar cidarına , penis kılıfına , penis içi düz kaslara ve çizgili kaslara etkilidir. Androjen reseptörlerinin uyarılması direkt olarak, ereksiyonda başlıca görev yapan azotoksit sentezine de etkilidir.

Sonuç olarak, deneysel çalışmalar, androjenlerin ereksiyonun her aşamasında belirleyici rol oynadığını ortaya koymuştur.

Andropozun şu anda dünyada kaç erkeğin sorunu olduğu tam olarak bilinmese de, 21. yüzyılın ilk yarısında androjen eksikliği olan erkek sayısının anlamlı bir şekilde artacağı nüfus araştırmaları sonucu tahmin edilmektedir. Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal Enformasyon Departmanı'nın, 75 yıllık bir periyotta dünya nüfus tahminleri ve yansımalarından elde edilmiş verileri göstermektedir. 20.yüzyılın son on yılında dünya nüfusu 1 milyar artmıştır, ve önümüzdeki 25 yıl içinde de 2 milyarlık bir artış beklenmekte ve 2025 yılında dünya üzerinde 8 milyar insanın yaşayacağı öngörülmektedir. Daha çarpıcı olarak, yaş** beklentisi, bu periyotta en az 30 yıl kadar artmıştır. Bu zaman içinde 65 yaş üstü birey sayısı 3 katına çıkarken, çocuk sayısı %35'den %20'lere düşecektir. Sonuç olarak kaba bir hesapla 2025 yılında dünya nüfusunun yaklaşık %15'inin 65 yaş üstü bireylerden ve bunlarında yaklaşık %50'sinin erkeklerden oluştuğunu göz önünde bulundurursak, bu yaşlı erkek populasyonunun %30-50'sinde de serum biyoyararlanılabilir testosteron düzeyinin düşük olacağı varsayılırsa, bu tarihte dünya yüzeyinde androjen replasman tedavisi ihtiyacı duyabilecek 180-300 milyon erkek olacaktır.

Tedavi olanakları teknolojik gelişmelerle birlikte artmış olup: Androjen düşüklüğünün medikal tedavisinin amaçları seksüel fonksiyonların yerine konması, libido restorasyonu ve bireylerde iyi olma hâlinin teminidir. Seksüel fonksiyonlardaki etkilerinin yanı sıra, eş** derecede önemli olarak androjen replasman tedavisi gelişmiş osteoporozun ilerlemesini engeller, kas gücünü restore eder ve mental kapasiteyi arttırır. Testosteron tedavisi fizyolojik serum testosteron düzeylerinin kanda sağlanmasını, ayrıca testosteronun metabolizma ürünleri olan DHT ve östradiolün de optimize edilmesini içerir.

Günümüzde kullanılan formları, ağızdan alınan tabletler, kas içi enjeksiyonlar ve skrotal (Testis derisi)ya da nonskrotal deriye yapıştırılan yamalardır . Bu yöntemlerin hepsinin ayrı avantajları ve dezavantajları bulunmasına rağmen, deriye yapıştırılarak kullanılan patch'ler günlük testosteron salınım ritmini taklit ederek fizyolojik ve etkili bir iyileşme sağlarlar.

Dünyamız hızla yaşlanan insanlığa ev sahipliği yapıyor Hızla yaşlanan insanlıkla birlikte ileri yaşlarda görülen sağlık sorunlarının da artması kaçınılmazdır. Andropoz da bunlardan biri olmakla birlikte tanısı ve tedavisi oldukça kolay ve zahmetsiz bir yaşlılık sorunudur. Sonuç olarak, Birleşmiş Milletlerin verilerine dayanarak, 2025 yılında 180-300 milyon erkeğin , androgen replasman (Eksik hormonu yerine koyma)tedavisine gereksinim duyacağı tahmin edilmektedir.

Cinsel Sağlık Hakkında herşey

Adet kanaması sırasında cinsel ilişki

Adet kanaması sırasında cinsel ilişki kurulur mu ? gebe kalınır mı?

Bunun cevabı için adet kanamasının ne olduğunu bilmek gerekir.Adet kanaması kadın rahmi içindeki bir dokunun kanayarak dokulmesidir.Bu doku gebelik sırasında bebeğin yapıştığı ve beslenmesi için gerekli koşulları sağlayan özel bir yapıdır.İşte bu doku gebelik oluşmadığı her ay bir dahaki yumurtlamaya yeniden hazırlanması için üstteki tabakasını kanayarak doker ve alttan yeni doku oluşmaya başlar.

Adet kanamasına ait gerçek dışı uydurmalar;Vücuttaki kirli kan atılması gibi, zehirli olduğu,vücuttan atılmasa kişiyi zehirlediği, pis olduğu ,bu sırada ilişki kurulursa kısır olunacağı gibi bu şeyler tamamen yanlıştır.

Adet sırasındayken seks yapılıp yapılamayacağın cevabı ise koşullara ve kişilere ,vede kişilerin inançlarına göre farklılık gösterir.

Adet sırasında yani kadının menturasyonu sırasında eğer prezervatifsiz cinsel ilişki kurulursa kadın veya erkeğin mikrop kapma şansı olabilir.Çok nadir de olsa adet kanaması sırasında gebe kalma olasılığıda mevcuttur,bunu da göz ardı etmemek gerekir.

Bir çok kadın adetliyken kendilerini itici bulurlar, ve de erkeklerin bu hallerinden rahatsız olabileceklerini düşünürler,oysaki bazı rahatsız olan bunu itici bulan erkekler olduğu gibi ,bundan rahatsız olmayan, kadını adet döneminde de arzulayan ve bu sırada cinsel ilişki kurmak isteyen, cinsel ilişki kuran ve de bundan zevk alan bir çok erkekte mevcuttur.

Ağrılı cinsel ilişki disparoni

Bu durum; cinsel ilişki sırasında vajen girişinde veya derin ilişkide ağrı hissedilmesi durumudur. Tıbbi literatürde “Disparoni (ağrılı birleşme)” olarak geçer.

Disparoni yakınması bir çok kadında bulunmaktadır. İlk ilişkiden itibaren bu yakınması olanların yanı sıra yıllar sonra cinsel ilişkisi ağrılı olmaya başlayan kadınlar da vardır.

Ağrılı ilişkinin nedenleri jinekolojik hastalıklar olabileceği gibi psikolojik de olabilir. Bu yüzden nedenin saptanması için iyi bir jinekolojik muayene gereklidir.

Tanıda, cinsel ilişki sırasında ağrının oluştuğu yer de önemlidir.

Yüzeyel disparoni: Ağrının penisin vajene girişi sırasında dış kısımda hissedilmesidir.

Vajen veya vulvanın enfeksiyonları
Vajen girişinin darlığı
Menopoza bağlı vajinal kuruluk ve atrofi (dokunun küçülmesi)
Vajinismus
Kızlık zarının kalın olması
Vajenin kayganlığını sağlayan sekresyonların (salgıların) az olması gibi durumlar yüzeyel disparoniye neden olabilmektedir.

Yüzeyel Disparoni: Vaginaya penisin tam olarak girdikten sonra alt kasık bölgesi veya karında ağrı hissedilmesidir.

Endometriozis
Rahim, yumurtalık, tüpler veya alt karın bölgesi ile ilişkili hastalıklar derin disparoniye neden olabilmektedir.

Bu iki ağrı çeşidinin ayrılması tanıya yardımcıdır.

Menopozdaki kadınlarda vajen epitelinin sağlamlığını ve kayganlığını sağlayan estrojen hormonu eksikliği nedeni ile disparoni şikayeti olmaktadır. Bu problem, menopozal hormon tedavisi ile kolaylıkla düzelebilmektedir. Çünkü menapoz sonrasındaki kadınlara östrojen verilmesi vajina ve klitoristeki kan akımını artırır.

Yaşlanma ve menapoz sonucu en sık karşılaşılan cinsel yakınmalar istek kaybı, ağrılı cinsel birleşme, cinsel cevabın azalması, orgazma ulaşmada zorluk ve genital duyarlığın azalmasıdır. Islanmanın azalması ve duyarlığın bozulması östrojen düzeylerinin düşüklüğü ile ilişkilidir. Testosteron düzeylerinin düşük olması cinsel uyarılma, genital duyarlık, libido ve orgazmdaki azalma ile birliktedir.

Bütün bu durumların dışında herhangi bir neden saptanamayan disparoni hastaları da bulunmaktadır. Böyle bir durum daha çok kadının bilinç altını etkileyen psikolojik bir durumla ilgilidir. Bu gruptaki hastalar, psikolojik danışmanlıkla tedavi edilmelidir.




HelloHIV Nedir Ve Nasıl Bulaşır?[/color]

HIV kelimesinin açılımı Human Immunodeficiency Virüs'tür (İnsanların Bağışıklık Sisteminin Çökmesine Neden Olan Virüs). Bu ifade, bağışıklık sisteminin zayıflamasına yol açabilen bir virüs anlamına gelmektedir. Bağışıklık sisteminiz normalde, sizi bakteri ve virüs gibi mikroplardan korur. HIV, vücut sıvıları yoluyla bulaşır. HIV virüsü taşıyan birisiyle korunmadan seks yaparsanız veya aynı iğneyi paylaşırsanız HIV virüsü size de bulaşır. Ya da HIV virüsü taşıyan bir anne HIV'i bebeğine bulaştırabilir.
HIV Nedir?

HIV, AIDS'e yol açan virüstür. HIV, Human Immunodeficiency Virus (Bağışıklık Sisteminin Çökmesine Neden Olan Virüs) kelimelerinin kısaltmasıdır.

HIV virüsü taşıyan insanlar "HIV pozitif" veya "HIV enfeksiyonlu" olarak adlandırılır.

HIV virüsü, bağışıklık sisteminize zarar vererek sizi hasta eder. Bağışıklık sistemi vücudunuzu mikroplardan korur. Bağışıklık sisteminiz çalışmadığında, mikroplar sizi daha kolay hasta edebilir.

Ancak, hasta görünmeyebilir veya hissetmeyebilirsiniz. HIV virüsü taşıdığınızı bile bilmeyebilirsiniz.

HelloAIDS Nedir?

AIDS, HIV virüsü bağışıklık sisteminizi zayıf hale getirdikten sonra ortaya çıkan hastalıktır. AIDS, Acquired Immunodeficiency Syndrome (Edinilmiş Bağışıklık Yetersizliği Sendromu) kelimelerinin kısaltmasıdır.

AIDS hastası insanlar, bağışıklık sistemi güçlü olan insanları etkilemeyen mikroplar nedeniyle kötü enfeksiyonlara yakalanırlar. AIDS hastası olmadan yıllar önce HIV virüsü almış olabilirsiniz.

HelloHIV Virüsü Kadınlara Nasıl Bulaşır?

HIV virüsü iki temel yolla bulaşır.

Hello1. Seks

HIV vücudunuza HIV virüsü taşıyan birisinin kanı, spermi veya vajinal akıntıları yoluyla bulaşır. Bu durum, vajinal, anal veya oral seks sırasında gerçekleşebilir.

Lateksten yapılmış bir prezervatif kullanarak HIV virüsünden korunabilirsiniz. Doğum kontrol hapları ve lateks olmayan prezervatifler, sizi HIV virüsünden koruyamaz.
HIV virüsü hem bir erkekten hem de bir kadından bulaşabilir. Herhangi bir cinsel hastalığınız varsa HIV virüsünün size bulaşma ihtimali daha yüksektir.

Hello2. İlaçlar

HIV virüsü taşıyan birisiyle kirli bir iğneyi paylaşırsanız, virüs bulaşabilir. Dövme ve vücuda piercing yaptırma işlemlerinde kullanılan iğneler, temiz değilse HIV bulaştırabilir.

HIV Kadınlara Nasıl Bulaşır
Bir Erkekle Seks %36
İğne Paylaşımı %14
Sebebi Bilinmiyor %50


HelloHIV ile ilgili Uyarı İşaretleri

HelloBazı HIV virüsü belirtileri şunlardır :

Öksürme, ishal, kilo kaybı, gece terlemesi, yorgunluk hissi
İlginç renkli veya kokulu bir vajina akıntısı
Yinelenen veya kalıcı vajina enfeksiyonları
Vajinada veya vajina çevresindeki yara veya acı
Adet dönemlerinde ani bir değişim
Adet dönemleri arasında karın ağrısı
Seks sırasındaki olağandışı acı veya ağrı
Dilinizde veya ağzınızın içinde beyaz noktalar veya yaralar


HelloHIV Testi Yaptırma

Aşağıdaki durumlar sizin için geçerliyse HIV testi yaptırmalısınız:
İğneleri paylaşıyorsanız
Eşiniz ilaç kullanmışsa veya kullanıyorsa
Vücudunuzda herhangi bir HIV belirtisi varsa
Prezervatif kullanmadan seks yaptıysanız da test
yaptırmalısınız. Test yaptırmak basit ve kolaydır. Test sonucunda virüs taşıyıp taşımadığınızı öğrenebilirsiniz. Ancak, virüsün bağışıklık sisteminize ne kadar zarar verdiğini öğrenemezsiniz.

HelloNasıl Test Yaptırabilirim

Bazı yerlerde, adınızı vermeniz gerekmez, testin sonuçları yalnızca size bildirilecektir.
Diğer yerlerde, sonuçlar sağlık yetkilinize veya danışmanınıza da bildirilir. Ancak, sağlık yetkilileri genellikle siz izin vermedikçe sonuçları başkasına vermezler.
Tedavi Olma
HIV için herhangi bir tedavi bulunmamaktadır. HIV virüsü
taşıyan binlerce kişide yapılan çalışmalar, kombinasyon tedavisinin, insanların daha iyi hissetmesine ve daha uzun yaşamasına yardımcı olabildiğini göstermiştir.
Bir doktorla, hemşireyle veya danışmanla konuşun. Tedavi seçenekleri hakkında size daha fazla bilgi verebilir.
Gereken Cevapları Alma
Bugün, birçok yerde AIDS testi yaptırabilir ve AIDS konusundaki sorularınıza yanıt alabilirsiniz:
Sağlık bakanlığına bağlı birimlerde veya yerel sağlık kuruluşlarında
Devlet kliniklerinde
Özel doktorlarda
Özel laboratuarlarda
Birçok devlet kliniğinde
test işlemi ücretsiz olarak veya çok az bir ücretle gerçekleştirilmektedir. Ayrıca, doktorunuz da HIV testi yapabilir ve sonuçları verebilir. Evde test yaptığınız takdirde sonuçlar için danışabileceğiniz yerler bulunmaktadır.

Hamile olan veya hamile kalmayı planlayan kadınlar için daha fazla bilgi verilebilir.


HelloHIV Virüsüyle Nasıl Savaşabilirsiniz?

HIV virüsü taşıdığınızı bir kere öğrendikten sonra, sağlık uzmanlarıyla birlikte hareket etmeniz her zaman çok önemlidir. Nasıl yürüdüğünü biliyorsanız, tedavinize devam etmek her zaman daha kolaydır. Virüs nasıl çoğalıyor? İlaçlar, virüsle savaşmanıza nasıl yardım ediyor? Virüsünüzün ve ilaç tedavinizin ne durumda olduğunu daha iyi anlamanıza yardımcı olmak için bu soruların cevapları verilmiştir.

HIV de dahil olmak üzere virüsler, kendi kendilerini kopyalayamazlar, çoğalamazlar.Varlığını sürdürmek için HIV virüsünün vücudunuzdaki sağlıklı bir hücreyi işgal etmesi gerekmektedir
HIV virüsü, CD4 hücrelerini işgal etmeye eğilimlidir. CD4 hücreleri vücudun bağışıklık sisteminin sizi hasta edebilecek mikrop ve virüslere karşı korumasına yardımcı olan özel hücrelerdir

HelloSIK SORULAN SORULAR:

Ben HIV (+) Bir Kişiyim. Bu AIDS Hastası Olduğum Anlamına mı Geliyor?

"HIV (+)" test sonuçları, sizin AIDS'e neden olan virusla (HIV) enfekte olduğunuz anlamına geliyor. CD4+ T hücre sayınız 200hücre/mm3'ün altına düştüğünde ve/veya AIDS ile ilişkili bir hastalık (fırsatçı enfeksiyonlar ve Kaposi Sarkomu gibi) gelişirse HIV AIDS hastalığına doğru ilerler.

HelloCD4+ T Hücre Sayısı Ne Demektir?

CD4+ T hücre sayısı kişinin ölçülen CD4+ T hücre miktarı demektir. HIV kişinin bu hücrelerini enfekte eder ve çoğalmak (kendi kopyasını yapar) için bu hücreleri kullanır. Bu hücreler zarar gördükçe kişinin bağışıklık sistemi zayıflar ve kişi fırsatçı enfeksiyonlara (bakteriyel, viral, parazit ve mantar gibi) daha çabuk yakalanır.

HelloViral Yük Nedir?

Viral yük insanın kanında bulunan virus (HIV) miktarıdır. Yüksek miktarda viral yükü olan olan kişi, düşük viral yükü olan kişiden daha çabuk AIDS geliştirir.

HelloCD4+ T Hücresi Nedir?

CD4+T hücrelerine, akyuvarlar, T yardımcı hücreleri de denilmektedir. İnsan bağışıklık sisteminde diğer hücrelerle birlikte hastalıklara karşı savaşırlar. HIV, çoğalmak için bu hücreleri kullanır. Sağlıklı bir kimsede CD4+T hücre sayısı 800-1200/mm3 kadardır.

HelloHangi Testler Yapılabilir?

Türkiye'de kan ve kan ürünlerini toplayan ve saklayan merkezlerde (Kan Bankaları-Kızılay Kan Merkezi gibi) alınan her kan bağışında, HIV, Hepatit-B ve Hepatit-C virus antikorları veya antijenleri açısından tarama yapılması kanunen gereklidir.

HelloNerelerde Bakılabilir?

Tanı ELISA yöntemiyle konur. ELISA virusun bulaşmasından sonra 10-12 haftada sonuç verebilir.

HIV tedavisine başlamadan önce doktorunuz tam bir hikaye almalı, fizik muayene yapmalı ve kan testlerini istemelidir. Bu testler tam kan sayımı, viral yük testi ve CD4+ T hücre sayımını içerir. Ayrıca enfeksiyonlar için gerekli diğer testler (sifiliz, tüberkülin deri testi, toksoplazma antikor testi ve kadınlar için jinekolojik Pap Smear testi) yapılmalıdır. Viral Yük testi ve CD4+ T hücre ölçme testi, HIV tedavisine başlamadan önce mutlaka yapılmalıdır.

HelloNasıl Bir Doktora Gitmeliyim?

HIV tedavisi kompleks bir tedavi olduğundan doktorunuzda HIV ve AIDS tedavisi konusunda uzman olmalıdır. Tedaviniz hakkında karar verirken yakından çalışabileceğiniz birine ihtiyacınız olur ve bu yüzden kendinizi rahat hissedebileceğiniz bir kişi olmalıdır. Bu HIV tedavisinin yararları ve riskleri hakkında herşeyi rahatlıkla sorabilmeniz için önemlidir. Ayrıca Türkiye 'de AIDS tanı ve tedavisi hakkında sizi yönlendirebilecek ve yardımcı olabilecek merkezler bulunmaktadır.
Anal sex ters ilişki
Anüs,kalın bağırsağın dışa açılan ucu olup, bağırsaklarda emilen besinlerin artıklarının boşaltılmasına en uygun anotomik yapıya sahiptir .Vücudun bu bölümü, normal bir cinsel ilişki için gerekli olan özelliklere sahip değildir.Cinsel ilişkide penis dışardan içeri doğru hareketle kadın bedenine giriş yapar.Bu girişin maksimum zevk katsayısı ve kolaylığı için giriş bölgesinin kayganlaşması gerekir.Anüsde (makatta ) kayganlaşmayı sağlayıcı salgı bezleri olmadığı gibi, dışardan içeri girişi sağlayacak şekilde değil, aksine içerdeki dışkıyı dışarı atacak anatomik yapı vardır.Bu yüzden anal birleşmeler zor, travmatik ve kadın için acı vericidir.Anal birleşmelerde, bağırsaklarda normal olarak bulunan ve bulundukları yerde zararsız olan mikroplar, bedenin başka yerlerine taşınarak, hastalık nedeni olabilirler. Bunun en yaygın biçimi, anal birleşmeyi izleyerek kurulan vajinal birleşmede, bağırsaktaki mikropların vajinaya kolayca taşınabilmesidir. Ayrıca tekrarlanan anal birleşme, anüsün sfinkterinin bozulmasına, anüs kaslarının kasılıp gevşeme yeteneğinin bozulmasına ve gaz -dışkı kaçırmalara yol açabilir.
Özellikle internette para kazanma amacıyla kurulmuş sex sitelerinde normal bir ilişki gibi lanse edilen anal sex, kadınlarında zevk aldığı bir ilişki gibi gösterilmesine karşın, ciddi araştırmalarda anal sexin kadınlar tarafından psikolojik ve fiziksel olarak çok rahatsız edici bulunduğu tespit edilmiştir.( ABD de yapılan bir araştırmada anal sex den zevk alan kadın oranı Yüzbinde 2 olarak bulunmuştur.)
Partneri tarafından anal sexe zorlanan,istemediği bir cinsel eylemi yapma ile evlilikte huzursuzluk yaşama tercihleri arasında bocalayan kadınlarda ciddi psikolojik problemler ve depresyonlar görülebilir

Mutlu bir cinsel hayat için

Mutlu bir cinsel yaşam için besinler çok önemli.. Uzmanları dinleyin
Uzmanlar karbonhidrat açısından zengin beslenmenin cinsel hayata olumlu etki yaptığını belirtiyor. Özelikle çinko bu konuda çok değerli minerallerden biri. Çinkonun en çok bulunduğu gıdalar arasında fındık, fıstık, midye ve üzüm bulunuyor.

B, C, E vitamini

Bu üç vitamin cinsel fonksiyonların doğru çalışması açısından vazgeçilmez olarak gösteriliyor. Havuç, semizotu, çilek, ananas, badem, avokado, biber ve bu vitaminlerin bulunduğu diğer yiyecekler cinsel sağlık açısından büyük önem taşıyor.

Afrodizyak ginseng

Uzakdoğu kökenli bu bitki yüzyıllardır cinsel gücü artırıcı olarak kullanıldığı biliniyor. Bitki özellikle erkekler için çok sık kullanılıyor.

Uzak durulması gerekenler

Beyaz şeker, kahve, tütün ve soya ürünlerinin cinsel isteksizlik yarattığını söyleyen uzmanlar, özellikle kadınların bu yiyecekleri çok fazla tüketmemelerini öneriyor.

Portakal suyu ve çikolata

Marrena Lindberg’in 'Orgazmik Diyet’ adlı kitabı daha mutlu bir cinsel yaşam isteyenlere her gün 1 bardak taze sıkılmış portakal suyu içmeyi ve 30 gram siyah çikolatayı öneriyor

İşte 'orgazmik diyet'

Günlük beslenmenizde yüzde 30 oranında protein, yüzde 30 oranında yağ, yüzde 40 oranında şeker, tatlı, beyaz ekmek, patates hariç olmak üzere karbohidrat almanızı öneren diyette istediğiniz kadar meyve ve sebze yiyebilirsiniz.

Diyetten üç günlük bir örnek

1. Gün:

Kahvaltı: Üzerine organik müsli konmuş yoğurt ve meyve
Öğle yemeği: Çok tahıllı ekmeğin üzerine konmuş jambon ve gravyer peyniri. Yanında mayonez veya hardal, taze biber ve havuç
Akşam yemeği: Fırında tavuk, yanında brokoli ve zeytin yağı, limon soslu salata

2. Gün:

Kahvaltı: Hindi salamlı omlet, yanında domates, soğan ve biber
Öğle yemeği: Sebze yemeği ve meyve
Akşam yemeği: Çin usulü pişmiş karışık sebze. (Kırmızı biber, brokoli, soğan, mantar yerfıstığında çevrilmiş) ve ince et parçaları ile, yanında ufak bir porsiyon pilav

3. Gün:

Kahvaltı: 2 dilim jambon, 1-2 yumurta, 1 dilim kızarmış ekmek
Öğle yemeği: Ekmeksiz peynirli burger, sossuz büyük salata
Akşam yemeği: İnce pide ekmek içi yoğurt soslu tavuk, domates, salatalık zeytin ve beyaz peynirli salata (zeytinyağlı)